Altın Fare Blog Ödülleri



51.Bölge,UFO Gerçeği ve Roswell,Gizli FBI Dosyaları,onuncu gezegen SeDNa ve Bilinmeyenler....


Uzay ve Bilim
Evrenin Bilinmeyen Sırları
Dünya Dışı Yaşam,UFO'lar

Anasayfa Profilim Arşiv Yorumlarım

Bir Gün Gelecekler

Kategorilerim


Son Yazılarım




Tüm hakları saklıdır. İçerikten yazarları sorumludur. Kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz.

14/11/2009 - Merkür Demir Zengini

Güneş’e en yakın gezegen olan Merkür’ün yüzeyinde sanılandan çok daha fazla demir ve titanyum olduğu tespit edildi.



Amerikan uzay aracı Messenger'ın Merkür (Utarit) ile 29 Eylül'deki üçüncü buluşması, Güneş'e en yakın ve en küçük gezegenin yüzeyinin neredeyse tamamının gözlenmesine olanak sağladı. Messenger’ın gönderdiği verilere göre Merkür’ün yüzeyinde bol miktarda demir ve titanyum bileşikleri bulunuyor.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) açıklamasına göre, Messenger'ın Merkür'e Ocak ve Ekim 2008'deki iki ziyareti ile bu gezegene 1974 ve 1975'te yaklaşan ilk uzay aracı Mariner 10'un yakın geçişlerinden sonra bu üçüncü buluşmada, gizemli gezegenin yüzde 98'i tamamen gözlendi ve fotoğraflandı.

Merkür'ün incelenmedik sadece kutupları kaldı. Messenger'ın 2011'de Merkür'ün yörüngesine kalıcı olarak girmesinden sonra bu bölgeleri de incelemesi bekleniyor.

29 eylül'deki üçüncü buluşmasında Merkür'ün binlerce fotoğrafını çeken Messenger programında görevli bilim adamları, Merkür'e 230 kilometre uzaklıktan geçen ve saatte 19 bin kilometre hızla yol alan Messenger'ın kamerasının, yavaşlayarak gezegenden bir önceki geçişi sırasında göze çarpan krater ve jeolojik oluşumlara odaklandığını belirtmişlerdi.

Johns Hopkins Üniversitesi Uygulamaları Fizik Laboratuvarından araştırmacılar da Merkür'ün yakınından geçiş sırasında özellikle biri 145 kilometre, diğeri 20 kilometre genişliğinde iki krater ve çevrelerindeki açık renkli toprağı inceleyeceklerini bildirmişlerdi.

Toplanan bilgiler, gezegenin yüzeyinde daha önceki tahminlerden çok daha fazla oranda demir ve titanyum elementleri bulunduğunu gösterdi. Çok yüksek yoğunluk derecesinden ötürü, gezegenin göbeğinin ise zaten yüksek oranda demir içerdiği düşünülüyordu.

Merkür'ün yer çekiminin etkisiyle hızı saatte 6 bin kilometreye düşen uzay aracı, gezegenin bir kuyruklu yıldızın kuyruğuna benzeyen ince atmosferinin kalsiyum ve sodyum ile diğer atomlarını da incelemişti.


Merkür'ün yüzeyi, titanyum ile okside olmuş bol miktarda demir barındırıyor.

NASA'nın 2004 yılı Ağustos ayında uzaya fırlattığı Messenger, ilk ziyaretinde olduğu gibi ikincisinde de Merkür'ün karanlık yüzüyle ilgili bilgi toplamış, gezegenin yüzeyi, toprağının bileşimi, dinamik manyetosferi (güneşten gelen hızlı parçacıkların oluşturduğu plazma akımının, gezegenin manyetik alanının etkisiyle saptırılarak engellendiği bölge) ve atmosferini incelemesi.

Merkür'ün Güneş'e en yakın gezegen olması, Güneş'in şiddetli çekim gücü, aşırı sıcaklık ve yüksek radyasyon nedeniyle zor bir görevde bulunan Messenger bugüne kadar Güneş'in çevresini 15 kez dolaştı ve 8 milyar kilometre yol katetti. Uzay seyahatine devam edecek olan araç, 2011 Martında son kez uğrayacağı Merkür'ün yörüngesine girip, orada kalacak.

Yolculuğu sırasında motorlarının yanı sıra Merkür'ün yer çekimi etkisini de tramplen gibi kullanan Messenger uzay aracı, şimdiye dek gezegenle ilgili yüz binlerce GB'yi aşkın veri gönderdi.

Büyüklük olarak 8. sırada yer alan, Güneş'in çevresini 88 günde dönen ve Güneş'e yakınlığı dolayısıyla kavrulan Merkür'e ziyareti sırasında elektronik ve gözlem araçları ''oda sıcaklığında'' çalışması için bir koruyucu kalkanın altında bulunan Messenger uzay aracı, 300 dereceyi aşan bir sıcaklıkla karşı karşıya bulunuyor.







Kaynak:Ntvmsnbc (09 Kasım 2009 Pazartesi)

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



7/10/2009 - Astrofiziğin Rosetta Taşı:

 
Astrofiziğin Rosetta Taşı: "GÜNEŞ"



Çap: 1.400.000km(yaklaşık110Dünyaçapı)
Hacim:1.300.000 Dünya hacmi
Kütle: 1.99× 10 ³³ g
Merkezde yoğunluk: 150 g/cm
³
En dış tabaka yoğunluğu
: 1× 10 15 g/cm
³
Kendi çevresinde
dönme süresi
: 25 gün (ekvator bölgesinde)
Dünya'ya uzaklığı: 150.000.000 km
Merkez sıcaklığı: 15.000.000 ° C
Yüzey sıcaklığı: 6.000 ° C

Güneş, gece gökyüzünde, çıplak gözle görülebilen 6000 yıldızdan, bize en yakın olan ve geceleyin göremediğimiz, bir yıldız. İçine bir milyon Dünya'nın, rahat rahat sığacağı kadar büyük. Ayrıca, o kadar yoğun ki, tek bir foton (temel ışık enerji birimi), bir atom parçacığına çarpmadan, 1 mm'nin küçücük bir bölümü kadar bile ilerleyemiyor. Bugün gördüğümüz Güneş Işınları, güneşin merkezinden çıktıkları yolculuklarına, son Buzul Çağı 'ndan önce başladılar. Işık Küre 'nin içinden kendilerine yol açmaları, yüz binlerce yıl sürdü. Ve ancak bundan sonra, uzayda 8 dakika süren, 150 milyon kilometrelik yolculuklarını tamamlayıp gözlerimize ulaşırlar.
Güneş, genel yıldız sınıflamasında, G türü denilen, sarı cüceler arasında, o denli yaygın bir tür ki; sadece Samanyolu'nda, bu güneşlerden 100 milyar tane var. Güneş, yaşamımızın sürmesini sağlayan tüm enerjilerin kaynağı; havanın, iklimlerin belirleyicisi ve evrene enerji veren süreçleri işleten güç.
Tahminen, 4,6 milyar yaşındaki termonükleer reaktörü(Güneşi), bilim adamları, ancak son 20 yıldır, gerçekten anlamaya başladılar. La palma'da, 1 metre çapındaki İsveç Güneş Teleskopu'yla yaptığı gözlemlerle, yüksek çözünürlük konusunda rekor kıran Scharmer: "Güneş, astrofiziğin Rosetta Taşı. Ancak şifresini, tam olarak çözebilmiş değiliz" diyor. (*)
GÜNEŞ'İN YAPISI VE İŞLEVİ
Kütlece %74 kadarı hidrojen, %25 kadarı helyum, kalanı da daha ağır elementlerden oluşan Güneş, tümüyle ne katı, ne sıvı, ne de gaz. Gaz atomlarının, yeterince yüksek sıcaklıklarda iyonlaşmalarıyla oluşan ve maddenin dördüncü hali olarak tanımlanan "plazma" yapısında. Maddenin plazma halinde, atomlar, serbest elektronlar ve iyonlara ayrışır. Maddeyi bu hale getiren yüksek sıcaklık, yüksek voltaj, ya da yüksek basınçtır. Milyonlarca derecedeki bir sıcaklık, çekirdek çevresinde dolanan elektronları hızlandırır. Elektronlar öyle hızlanır ki, protonların, çekim etkisinden kurtulurlar. Güneş' te, plazma, yüzeye yakın bölgelerde seyrek ve gazsı özellikteyken, merkeze yakınlaştıkça yoğunlaşıyor.
Güneş'in yüzeyi yoktur. Atmosferi, incelerek Dünya'ya ve daha ötelere uzanıyor. Elektromanyetik etkinlik açısından Güneş, tam bir karmaşa. Dünya'da, elektrik ileten madde sayısı çok az. Güneş'te ise, nötr atomlarının uyarılması nedeniyle, hemen her şey çok iletken. Çok güçlü ısı ve ışınım enerjileri, elektronları, atomlarından kaçabilecekleri noktaya kadar uyarıp, pozitif(+) yüklü çekirdekler ile serbest negatif elektronlardan oluşan, foku fokur kaynayan bir çorba meydana getiriyorYani, elektrik akımını, bakır tel kadar kolay iletebilen ve gazsı bir karışım olan plazma.
Elektrik yüklü her nesne gibi, plazma da, hareket ettiğinde, manyetik alanlar üretiyor. Bu alanlar yön değiştirdikçe, daha fazla akım oluşuyor. Sonuçta bu da, daha fazla manyetik alan meydana getiriyor.
GÜNEŞ'İN ÇEKİRDEĞİ(MERKEZİ)
Merkez (çekirdek) bölümü, Güneş'in yakıt kazanı; tüm enerjisinin üretildiği yer. Yarıçapı, Güneş'in yarıçapının ¼ 'ü kadar. Sıcaklığı, yaklaşık 15 milyon °C. İçerdiği malzeme de, çok sıkı paketlenmiş; yani çok yoğun durumda. Böylesine yüksek sıcaklık ve yoğunluksa, nükleer tepkimelerin gerçekleşmesi için ideal koşulları sağlıyor. Yüksek ısıya maruz atomlar, yapılarını koruyamayıp bileşenlerine; proton, nötron ve elektronlarına parçalanıyorlar. Nötronlar, yüksüz olmaları nedeniyle, çevre atomlarla fazla etkileşime girmeden, merkezden hızlı bir biçimde 'sıvışırken', (+) yüklü protonlarla (-) yüklü elektronlar merkezde kalıp, Güneş'e enerji üretecek tepkimeleri(reaksiyonları) gerçekleştiriyorlar. Yüksek sıcaklıkla, fitilleri ateşlenmiş, yani gerekli ısı enerjisiyle donanmış bu kazan dairesi işçileri, sağa sola koşturup, birbirleriyle çarpışmaya başlıyorlar. Tabii yüksek yoğunluk ortamı, bu işi kolaylaştırıyor. Farklı parçacıkların, farklı kombinasyonlarla çarpışıp birleşmeleriyle gerçekleşen nükleer "füzyon tepkimelerinin" sonucunda enerji oluşuyor.
GÜNEŞ'TE ÇEKİRDEK KAYNAŞMASI(FÜZYON)
Tüm yıldızlar gibi Güneş'de, kütle çekiminin etkisiyle sürüklenen gaz ve tozların, girdap halinde dönerek bir küre oluşturmasıyla, meydana geldi. Kütle gittikçe büyürken, merkezdeki hidrojen, çok büyük bir basınçla sıkışır. Sonunda, hidrojen çekirdeklerinin bir araya gelerek, çok aşamalı bir tepkimede, helyuma dönüşeceği, bir füzyon tepkimesini tetikler. Ortaya çıkan çekirdekler, onları oluşturan birleşimdeki hidrojen çekirdeklerinden, daha az kütleye sahiptir. Bu kütle farkı, Einstein'ın ünlü; E = mc2formülüne göre, enerjiye dönüşüyor.
Bu enerjinin büyük bölümü, gamma ışınları biçiminde, ışık olarak taşınıyor. Ki bu, elektromanyetik ışınımın, en şiddetli dalga boyudur. Ancak, Güneş'in çekirdeğinin yoğun olması nedeniyle, fotonlar, atomlara çarparak saçılıyor, ya da soğuruluyor ve yeniden yayılıyor. Foton, Güneş yüzeyine ulaşana dek, geçmesi gereken 700.000 kilometrelik yolda ilerlerken, o kadar çok enerji harcıyor ki; büyük bölümü, görünür ışık olarak adlandırdığımız, oldukça önemsiz bir ışınım olarak açığa çıkıyor. Nitekim merkezin hemen üzerindeki bölgede; (Güneş yarıçapının içten dışa doğru % 25'lik kısmından başlayıp, % 85'lik kısmına kadarki bölge), ışınım bölgesi(radiation zone), olarak adlandırılıyor. Bu bölgenin sıcaklığı, merkeze göre daha düşük; ortalama 5 milyon °C kadar.
1950'li yıllarda füzyon modeli, doğrulanmıştır. Ancak, füzyon sürecinde üretilen ve nötrino denilen, atomdan daha küçük, hayaletimsi parçacıklar, daha sonra fark edilmiştir. Araştırmacıların, onlarca yıl süren araştırmalarına göre, her gün Dünya 'ya çarpması gerektiği öngörülen nötrino miktarının, yalnızca üçte birini saptayabiliyorlardı. Sonunda, üç yıl önce, Japonya ve Kanada'daki tesisleri de içeren uluslararası düzeyde, dikkate değer bir çaba gösterildi. Ve kayıp nötrinoların, mutasyon geçirip, farklı türlere dönüştüğü kanıtlanarak, problem çözüldü.
GÜNEŞ'İN YÜZEYİ YOK
Işınım bölgesi'nin üzerindeki konveksiyon bölgesi de, Güneş yarıçapının % 85'ine karşılık gelen bölgeden başlayarak, yüzeye kadar uzanıyor. Bu nedenle, ışınımla iletim hızı, ciddi biçimde düşüyor. Bu yeni iletim biçimindeyse, ışınım bölgesi bitimi ve konveksiyon bölgesi, başlangıcdaki görece sıcak maddenin yükselerek, daha soğuk malzemenin, tabana çökmesi söz konusu. Bölge bitimine ulaşan sıcak madde, yeniden serinleyerek, aşağı çöküyor. Çökünce yeniden ısınıyor, ısınınca yeniden yükseliyor vs. Bu döngünün oluşturduğu dikey enerji iletimi, ışınımla iletime kıyasla çok daha dolaysız ve hızlı. Enerjinin, bu yolla bölgenin sonuna ulaştırılması, bir haftadan biraz uzun.

IŞIKKÜRE
Buradan, Güneş yüzeyi olarak betimlenen bölgeye; ışıkküre'ye(fotosfere) geliyoruz. Ancak Güneş'e baktığımızda, gazların birden yoğunlaşarak, saydamlığını neredeyse tümüyle yitirdiği, yaklaşık 500 km kalınlıkta bir sınır bölgesi var. Bir yüzey olarak algıladığımız bu bölge, aynı zamanda Güneş'e bir filtreyle baktığımızda gördüğümüz disk : bir tür hayali yüzey. İçerdiği gazın yoğunluğu da, öyle düşük ki; Dünya'nın deniz düzeyindeki atmosfer basıncının 10 binde 1'ine karşılık geliyor. Enerji, ışıkküre içinde de, ışınım yoluyla iletiliyor; çünkü burada bulunan gazın yoğunluğu, atomların enerji soğurup, sonra da salmalarına elverecek ölçüde incedir.
RENKKÜRE
Güneş atmosferinin, 'tabanı' sayılan ışıkkürenin hemen üzerindeki bölgeyse renkküre (kromosfer). Yaklaşık 2000 kilometre kalınlığındaki bu tabakada, enerji yine ışınımla iletiliyor. Hidrojen atomları, ışıkküredeki enerjiyi soğurarak, çoğunu hidrojen - alfa ışığı olarak bilinen, kırmızı ışık halinde yayıyorlar. Bu durumda, renkküreyi görmenin en iyi yolu, Güneş'in diğer bütün dalga boylarındaki ışığını devre dışı bırakan, filtrelerden yararlanan teleskoplar kullanmaktır. Tam Güneş tutulması da, bu ince kırmızımsı tabakanın görülmesine olanak sağlıyor. Renkkürenin bir özelliği de, sürekli biçim değiştiren, tırtıklı yapıdaki dış yüzüdür.
GÜNEŞ TACI(KORONA)
Sıranın sonunda, Güneş atmosferi olarak betimlenecek, taç (korona) kısmı var. Parıltısı, ışıkküreninkine kıyasla çok daha düşük olan bu bölgeyi,çıplak gözle,ancak Güneş tutulması sırasında görebiliyoruz. Taç 'ı görmenin bir yolu da, Güneş diskini perdeleyen özel bir aygıt olan koronagraftan yararlanmak.
Taç kısmı, birçok ilginç özellik gösteriyor. Bunlardan biri, normalde Güneş 'in iç kısımlarından dışarıya doğru düşme eğilimi gösteren sıcaklığın, burada birden 2 milyon°C'ye kadar fırlaması. Bu ani sıcaklık artışının kanıtlarından biri, salınan elektromanyetik ışınım ve yüksek derecede iyonlaşmış atomların varlığı. Bu tür atomların oluşmasıysa, sıcaklığın milyon derece düzeylerine bağlı. Bu yüksek sıcaklığın bir nedeninin, Güneş'in manyetik alanıyla ilgili olabileceği düşünülüyor. Ancak nedenler, hala tam anlamıyla aydınlatılabilmiş değil.
Bu bölümden salınan enerji, çok farklı dalga boylarındadır: Uzun dalga boylu radyo dalgalarından, kısa dalga boylu, X-ışınlarına kadar değişir
. Burası, Güneş'in, X-ışını yayını yapabilmesine izin verecek sıcaklıktaki tek bölge. Dünya atmosferine giremeyen bu ışınları görüntülemekse, ancak uzay teleskoplarıyla mümkün.
Taç kısmının önemli özelliği de, Güneş'in manyetik alanının etkisiyle, yer yer farklı şekillere girebilmesi. Bunlar, Güneş'in etkinliğiyle ilgili olarak, bize önemli bilgiler sağlayan ipuçlarıdır.
(*)Rosetta Taşı, üstündeki yazılarla, Mısır hiyeroglif yazısının çözülmesini sağlayan taş.








Kaynaklar:1) George Gamow, Güneş Diye Bir Yıldız , Çev. Gülen Aktaş, Reşit Canbeyli, İstanbul, 1982.
2) National Geographıc, Temmuz 2004.
3) Bilim ve Teknik, Aralık 2003.
(Yaklasansaat)
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



24/9/2009 - Ay'da Su Olduğu Kanıtlandı

Ay'da Su(H2O) Olduğu Kanıtlandı.
Daha önce kutup bölgeleri hariç kupkuru olduğu düşünülen Ay yüzeyinde ince bir tabaka halinde su bulunduğu belirlendi.





Hindistan Uzay Ajansı tarafından 2008'de Ay'ın yörüngesine oturtulan ilk Hint araştırma uydusu Chandrayaan-1'in taşıdığı "Moon Mineralogy Mapper-M3" adlı cihazın yanı sıra Amerikan uzay kurumu NASA'ya ait Cassini ve Deep Impact uzay araçlarının sağladığı veriler ışığında yapılan araştırmaya göre, Ay yüzeyindeki toprakta, en azından birçok bölgesinde ince bir film tabakası halinde su bulunuyor.

Science dergisinde yayınlanan makalede, Ay'ın mineral haritasını çıkarmaya yarayan M3 cihazının, yüzeyden yansıyan ışığı analizi sırasında hidrojen ve oksijene bağlı bir kimyasal elementi belirten uzun dalgalı ışınım tespit ettiği belirtildi.

Bunun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşan suyun varlığını işaret ettiğini kaydeden Amerikalı bilim adamları, şimdiye kadar ileri sürülen ve Ay'da suyun sadece kutup bölgelerindeki kraterlerin dibinde sürekli karanlık kısımlarda bulunduğuna dair teoriyi ortadan kaldırdığının altını çizdiler.







Kaynak:Ntvmsnbc ve Ajanslar(24 Eylül 2009;TSİ: 09:58)
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



20/9/2009 - Güneş Sistemi’nin En Soğuk Yeri Ay'da

NASA'nın Ay gözlem aracı LRO, uydunun güney kutbu yakınlarındaki kraterlerin -230 derece sıcaklığa sahip olduğunu saptadı.


 


Ay'ın güney kutbu yakınlarındaki derin kraterlerin tüm Güneş Sistemi içindeki en soğuk yerler olduğu tespit edildi.

New Scientist dergisinde yer alan bilgiye göre kraterlerin derin duvarları güneş ışınlarını önleyerek sıcaklığı krater içlerinde -240 santigrad derecede sabitlemiş.

Güneş Sistemi'ne dahil olmadığı belirlenmeden önce en soğuk yer olarak bilinen Plüto'da bile sıcaklık -230 derece tespit edilmişti.


NASA’da çalışan uzay bilimcilerden Richard Vondrak bu kraterlerde donmuş şekilde su rezervleri olma ihtimalinin de yeni bulgular ışığında arttığı kanısında.

Ay’daki ısı ölçümleri, NASA’nın geçen Haziran’da fırlattığı Lunar Reconnaisaance Orbiter (LRO) aracından geldi.



Kaynak:Ntvmsnbc(19 Eylül 2009; TSİ:15:46)

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



3/7/2009 - Mars'ta Mahsur Kaldı

NASA kızıl gezegen Mars'ta görevde bulunan ikiz robotunun mahsur kaldığını açıkladı.



ABD Havacılık ve Uzay Kurumu (NASA) Mars'taki ikiz robotlardan Spirit'in tekerleklerinin yarıya kadar yumuşak toprağa saplandığını belirterek zor durumda bulunduğunu bildirdi.

Alman Spiegel dergisinin haberine göre NASA'nın California Pasadena'daki Jet Motorları Laboratuvarı'ndan (JPL) mühendis ve bilim adamları Spirit'i durdurarak robotun etrafındaki toprağı incelemeye ve bir test robotuyla buradan kurtulmanın yollarını simülasyonla canlandırmaya giriştiler.

JPL'den Spirit ve ikizi Opportunity'nin proje yöneticisi John Callas robotun çok zor bir durumda olduğunu belirterek "Durumu dikkatle inceliyoruz. Spirit'i yeniden hareket ettirmeye çalışmamız haftalar alabilir. Bu arada bize sorun yaratan toprağın fiziksel özellikleri hakkında daha fazla bilgi almak için Spirit'in bilimsel cihazlarını kullanıyoruz" dedi.

Spirit'in yumuşak toprağa saplanmadan önce Home Plate adlı düşük platoda iki aydır kuzeyden güneye saat yönünün tersinde ilerlemekte olduğunu açıklayan NASA yetkilileri robotta Nisan başında ortaya çıkan hafıza kaybı bilgisayarın baştan çalışması ve iletişim sorunlarının ise tekrarlanmadığını kaydettiler.

Mars'a sadece üç aylığına gönderilen Spirit ve Opportunity 5 yılı aşkın süredir görev başında bulunuyor.







Kaynak:margiana(Hürriyet 13 Mayıs 2009)
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



  • RSS Takip




  • <- :: Sonraki Sayfa ->



    lac003petit.gif (44870 bytes)

    Gerçek Orada Bir Yerde

    Konuklar

    Sitenizesayac.com

    Teknoloji Haberleri

    Özel Arama