Altın Fare Blog Ödülleri



51.Bölge,UFO Gerçeği ve Roswell,Gizli FBI Dosyaları,onuncu gezegen SeDNa ve Bilinmeyenler....


Uzay ve Bilim
Evrenin Bilinmeyen Sırları
Dünya Dışı Yaşam,UFO'lar

Anasayfa Profilim Arşiv Yorumlarım

Bir Gün Gelecekler

Kategorilerim


Son Yazılarım




Tüm hakları saklıdır. İçerikten yazarları sorumludur. Kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz.

8/3/2009 - Her Şeyin Teorisi M Teorisi Sicim Teorisi Paralel Evrenler

Evren neden var oldu? Araştırmacılar, bu sorunun yanıtını "Her Şeyin Teorisi" adını verdikleri bir evren formülüyle yanıtlamayı umuyorlar. İngiliz astrofizik uzmanı Stephen Hawking, yeni bulgularıyla, içinde eşizlerimizin bulunduğu fantastik bir "hiper uzay"ın kapılarını açıyor

Biz diğer evrenleri göremiyoruz; ancak, Hawking teorisinde, paralel evrenlerde olanların bizim korkularımızı, becerilerimizi ve özlemlerimizi etkileyebileceğini ileri sürüyor. Diğer boyutlar, yuvarlanmış küçük küreler şeklinde uzay-zamanın bütün noktalarında yer alıyor. Şu sırada, siz bu cümleleri okurken, paralel evrenlerdeki eşizleriniz de bu cümleleri okuyor olabilirler. Onlar da, bu teoriyi okuyunca, büyük olasılıkla sizin gibi inanmayacak ve başlarını sallayacaklardır.

İlk bakışta çılgınlık ya da bir bilimkurgu fantezisi gibi görünse de, bu teori tamamen matematiksel temellere dayanıyor. Stephen Hawking, "Sonsuz sayıda eşiz evrenler var" diyor. Hawking, Cambridge Üniversitesi'nin Matematik Bilimleri Merkezi'nde profesör olarak görev yapıyor. "Amyotrofik lateral skleroz" adı verilen bir sinir hastalığı nedeniyle, ünlü fizikçinin vücut kasları her geçen gün biraz daha eriyor. 1986'da bir soluk borusu ameliyatı sonucu sesini de kaybetti. O günden bu yana bilgisayar aracılığıyla iletişim kuruyor. Şu anda tamamen felçli, ancak zihni, inanılmaz bir hareketliliğe sahip. 59 yaşındaki astrofizikçi, evrenin var oluşunu açıklamak amacıyla yıllardır üstünde çalışılan "Her Şeyin Teorisi"sinin (Theory of Everything) formülünü oluşturmayı başardı ve buna "M-teorisi" adını verdi. Buradaki "M" (magic, mysterios, mother) büyülü, esrarengiz ya da her şeyin (bütün teorilerin) anası olarak değerlendirilebilir.

Teori, uzayı, içlerinde bizim eşizlerimizin bulunduğu başka evrenlerden oluşan çok boyutlu bir labirent olarak görüyor. Hawking, bu "kobold evrenler"in yaşayanlarını "gölge insanlar" olarak nitelendiriyor. Yani, bizim evren olarak tanımladığımız belki de, gerçekte iç içe geçmiş, birbirini şekillendiren ve hatta belki birbiriyle iletişim halinde olan, birbirine paralel çok sayıda evrenlerin bulunduğu sonsuz bir uzayın minik bir kesiti.

Bu, sadece birçok esrarengiz olguya aniden bambaşka bir açıdan baktığı için değil, aynı zamanda sıradan yaşamımızın bu kadar basit olmadığını göstermesiyle de büyüleyici bir evren tasviri. Birçoğumuz, yaşadığımız olaylara hep daha fazla anlam yükleme eğilimindeyiz. "Yaşamımda, ne olduğunu bilmediğim bir değişiklik olacağını hissediyorum" dediğimiz anları hepimiz yaşamışızdır. Korkular, hayaller, özlemler, fikirler... Ortada neden yokken, birden bire nasıl çıkıyorlar, nereden geliyorlar?

Genç iş adamı, her pazar sabahı eşiyle birlikte tenis oynuyordu. O gün de, bütün diğer pazar sabahları gibiydi. Daha farklı geçeceğini gösteren en ufak bir belirti yoktu. Ancak, bir süre sonra iş adamı oyunu savsaklamaya başladı. Servis atışları hep fileye takılıyordu. Konsantrasyonu tamamen dağılmıştı. Huzursuzluğu giderek arttı. Birden aklına annesi geldi ve bu düşünceyi bir türlü kafasından silemedi. Eve döndüklerinde telefonları çaldı, arayan babasıydı. Öğlene kadar her yerde onu aramıştı. Annesi bir kalp krizi geçirmiş ve hastaneye kaldırılmıştı. İş adamının konsantrasyonu, bu olayı sezinlediği için mi dağılmıştı? Peki nasıl sezmişti bunu? Böyle bir olaya, şimdiye kadar sadece parapsikoloji uzmanları açıklama getiriyorlardı. Bilim adamları, ciddiyetsizlikle suçlanmamak için böyle konuların üstünde durmamayı tercih ettiler.

Uzay-zamanın bükülmesiyle oluşan "solucan delikler"in zaman yolculuğunu mümkün kılabileceği düşünülüyor. Stephen Hawking'in geliştirdiği evren teorisi, hesaplamalara dayalı yepyeni bir açıklama getiriyor. Hawking, mantıksal olarak, beynimizde hiçbir şeyin bir bütünden bağımsız gerçekleşmediğini ileri sürüyor. Yani, tenis kortundaki olayları şöyle açıklayabiliriz: Görülebilir evrenimizin dışında, iç içe geçmiş ve eşizlerimizin bulunduğu, görülemeyen daha çok sayıda evren var.

İş adamı, annesinin geçirdiği kalp krizini telefonla öğrenmediğine göre, dolaylı yollardan öğrendi; yani eşizlerinden biri aracılığıyla.

Eğer Hawking haklıysa, daha pek çok olgu paralel evren teorisiyle açıklanabilecek. Hiçbir neden ya da bulgu olmadığı halde neden bazen korkuya kapılıyoruz? Eşizlerimiz o anda bu korkuları yaşadıkları için mi? Neden bazı insanlarla ilk kez tanıştığımız halde, sanki onu uzun süredir tanıyormuşuz duygusuna kapılıyoruz? Başka bir dünyada onu uzun süredir tanıdığımız için mi? Ya ilk bakışta aşk? Aslında böyle bir şey belki de yok ve her şey başka bir evrende yaşanan bir aşkın o an için hissedilmesinden ibaret. Gerçekten de, bir bilimkurgu senaryosuna benziyor. Stephen Hawking, bu fantastik fikre nasıl ulaşmıştı acaba?


Bilim adamı, böyle bir evren teorisine nasıl ulaştığını, "Ceviz Kabuğundaki Evren" adını verdiği son kitabında açıklamış

Bu adı verirken İngiliz oyun yazarı William Shakespeare'in "Hamlet"inden esinlenmiş. Eserde Hamlet, "Ey Tanrım, ceviz kabuğunun içine hapsolsam da, kendimi bütün âlemlerin kralı gibi görebilirdim, keşke şu kötü rüyalarım olmasaydı..." diyordu. Hamlet'in bu derin iç çekişi, sanki düşünür Hawking'i tarif ediyor.

Hastalığı onu, ceviz kabuğu olarak nitelendirilebilecek hareketsiz vücudunun içine hapsetmiş. Ancak, o aklıyla, sonsuzluğa, yani evrene hakim olmak istiyor. Hawking, Hamlet'in sözlerini şöyle yorumluyor; bütün fiziksel engellere karşın, sadece beynimizin gücüyle uzayı araştırabilir ve teknik açıdan ulaşılması mümkün olmasa da, teorik olarak, ilginç bölgelerin kapılarını aralayabiliriz.

Hawking'in geliştirdiği formül, makroskobik evreni ve temel parçacıkların mikroskobik dünyasını tanımlamakla kalmayacak, "Büyük Patlama" ve onunla birlikte zaman ve uzay boyutlarının başlangıcını da hesaplanabilir hale getirecek. Böylece insan, evrenin en büyük gizemine, daha doğru bir yaklaşım gösterebilecek: Evrenin, var olmak için bir tanrıya ihtiyacı var mı? Yoksa varlığı, tamamen bilinen fiziksel yasalara mı dayanıyor?

Bugün 59 yaşında olan fizikçi, bazı basın organları tarafından Albert Einstein ile bir tutuluyor. Ancak birçok meslektaşı, bu karşılaştırmanın Einstein için bir haksızlık olduğunu belirtiyor. Ne de olsa bilim adamı, evreni açıklamaya yönelik geliştirdiği "görelilik teorisi"yle, tam bir devrim yaratmıştı. Ama Hawking yeni bir teori kurmamış, Einstein'ın kuramını temel alan bir teori geliştirmişti.

Bilim olimpiyatında Hawking, 1974'te keşfettiği ve kendi adını verdiği ışınım ile ön plana çıktı: Fizikçi, temel parçacık demetinin bir kara delik yakınında bulunduğunda, nasıl davranacağını hesapladı. Belirli kütleye sahip bir yıldız, ömrünün sonunda, kendi çekim kuvvetinin etkisiyle çöküyor ve uzay ile zamanın anlamını yitirdiği, yani kaybolduğu, sonsuz yoğunluğa sahip bir yapıya, yani kara deliğe dönüşüyor. Kara deliğin çekim alanı o kadar güçlü ki, ışın da dahil hiçbir şey çekim alanından kurtulamıyor. Fizikçiler bu duruma "tekillik" adını veriyorlar. Hawking, çevresindeki her şeyi yutan bu tuzakların tamamen karanlık olmadıklarını, ışın yaydıklarını gösterdi. İçinde yaşadığımız evrenin de, "tekillik" durumundayken, Büyük Patlama ile birlikte şekillenmeye başlaması, Hawking'in buluşunu daha da önemli kıldı. Bu sayede bir gün, belki de yaratılış hikâyesinin sıfırıncı saniyesine ulaşılabilirdi. Hawking, "hiçlik" ile "varlık" arasındaki geçiş anının aydınlatılmasının, "Tanrı'nın planı"nı ortaya çıkarmak anlamına geldiğini düşünüyor.

Bilim adamları, bir "tekillik" durumunun olup olmadığını; bir büyük patlamanın yaşanıp yaşanmadığını; zaman ve uzay boyutlarının bu patlama sonucu ortaya çıkıp çıkmadığını uzun süre tartıştılar.

Çünkü, İngiliz fizikçi Isaac Newton'ın 300 yıl önce kabul ettiği gibi, zamanın sonsuz bir geçmişten sonsuz bir geleceğe uzandığına inanıyorlardı.



Newton'ın teorisi, Albert Einstein tarafından geliştirilen "Genel Görelilik Teorisi"yle geçerliğini kaybetti. Yeni teori, zaman, uzay ve maddeyi bir birinden ayrılamaz bir bütün olarak düşünüyordu

Bütün kütleler, ister dev gökadalar ister küçücük asteroitler, uzay-zamana şekil veriyorlar. Bu şekillenme, madde ve ışığın uzaydaki hareketini belirliyor. Önce Roger Penrose, sonra da Hawking, 1969'da Büyük Patlama'nın gerçek olduğunu ispatladıktan sonra, çekim kuvvetine dayalı teoriyi daha da geliştirdiler.

Yoğunluk, Büyük Patlama sırasında kuşkusuz çok daha fazlaydı; ne de olsa, evrendeki bütün kütleler bir aradaydı. Patlama gerçekleşince, çevreye hayal edilmesi güç büyüklükte bir enerji yayıldı. Bu ilk enerji, temel parçacıklara ve maddenin kaderini belirleyen dört kuvvete dönüştü. Kozmologlar asıl sorunu, işte bu dört kuvvet konusunda yaşıyorlar. Bir evren formülü, bütün zamanlar ve evrendeki bütün olaylar için geçerli olmalı; yani son bir denklem, mikrokozmoz ve makrokozmozda etkili bütün kuvvetleri içermeliydi. Bugüne kadar yapılan matematiksel hesaplamalar, sadece üç kuvveti kapsıyordu: elektromanyetik kuvvet (elektronları atom çekirdeğine bağlıyor), "güçlü kuvvet" (atom çekirdeğini bir arada tutuyor) ve "zayıf kuvvet" (radyoaktif parçalanmayı sağlıyor)... Buna karşılık, bütün çabalara rağmen, dördüncü kuvvet olan kütle çekimi, bir türlü "Her Şeyin Teorisi" ne dahil edilemedi. Nedeni ise, çekim gücünün sadece maddelerde bulunması. Büyük Patlama sırasında kütle, maddesel olmayan bir nok-tada, "hiçlik"i ifade eden bir kuvantumda yoğunlaşmıştı. Araştırmacıların, "tekillik" durumunu daha iyi anlayabilmeleri için her iki teoriyi "Kuvantum Çekim Kuvveti"nde birleştirmeleri, yani "Çekim Kuvvetinin Kuvantum Teorisi"ni geliştirmeleri gerekiyordu. Ancak, bunu bir türlü başaramıyorlardı.

"Her Şeyin Teorisi"ne giden yolda başka bir sorun da, atomun standart modelinde yaşanıyordu. Parçacıklar, bazı matematiksel işlemlere tabi tutulduklarında, ortaya anlamsız ve sonsuz değerler çıkıyordu. Ayrıca standart model, ne parçacık kütlelerini ne de doğal kuvvetlerin şiddetini açıklıyordu. Bunlar formülde sabit değerler olarak yer alıyordu.

80'li yılların ortalarında, fizik uzmanları John Schwarz ve Michael Green'in uğraşıları sonucu bir çözüm yolu bulundu. Onlara göre anlamsızlıklar, parçacıkların, denklemlerde sonsuz küçük noktacıklar olarak ele alınmasından kaynaklanıyordu. Peki ama, parçacıkların iplikçikler gibi esneme yetenekleri olsaydı ne olurdu? Yaklaşık 10 yıl önce geliştirilen, ancak daha sonra hesapları çıkmaza sokan "sicim teorisi", atomaltı parçacıkları nokta şeklinde değil, iplik (sicim) şeklinde tanımlıyordu. Sicimler, bir kemanın telleri gibi salınan, 10 (üzeri -33) santimetre uzunluğunda, minicik iplikçiklerdi. Sicimler şimdiye kadar gözlenemedi; ancak, büyüklüğü matematiksel olarak hesaplanabiliyor: Bir sicimin bir atomun büyüklüğüne olan oranı, bir atomun bütün Güneş Sistemi'ne olan oranına eşit. Ayrıca, belirli bazı sicimlerin, kütle çekimine sahip olduğu ve sicimlerin, aynı zamanda kuvantlar oldukları da bilinenler arasında. Hawking, buradan yola çıkarak "kütle çekiminin kuvantum teorisi"ni geliştirdi.

Stephen Hawking, sicimlerle ilgili çok sayıda hesaplama yaptıktan sonra şu sonuca ulaştı: Evreni üç veya dört boyutlu kabul ettiğimiz sürece, geliştirilen "Kütle Çekiminin Kuvantum Teorisi" bizi tek bir evren formülüne ***ürmüyor. Dolayısıyla çözümü, çok boyutlu alanlarda aradı. Bu nedenle de sicimde takılıp kalmadı ve hesaplar yaparak, sicimlerden çok boyutlu kuvantlar elde etti. Bunlara "membran" adını verdi ve daha da kısaltarak "bran" olarak kullandı. Bu bran'lar, birden fazla boyutta varlık gösteriyorlardı. Hesaplamalarına devam ederek bir sınıra ulaştı: Evrende on bir boyut vardı.

Peki bütün o boyutları neden algılayamıyoruz? Hawking nedenini şöyle açıklıyor: Büyük Patlama'nın ardından, zaman boyutu ile üç tane uzaysal (uzunluk, genişlik, yükseklik) boyut açılarak kozmik büyüklüğe dönüştü. Kalan yedi boyut, konumlarını değiştirmeden, yani sicim kadar bir alanı kaplayacak büyüklükte, bir gonca gibi sarılı olarak kaldılar. Bilim adamına göre, böyle yedi boyutlu bir yumak, evrenin her noktasında mevcut.

MTeorisi'ne göre, evren iki boyutlu bran'larla kaplı. Bu branlar için üçüncü boyut, bran'ların frizbi plakları gibi, içinde oradan oraya uçtukları ve hiç birbirlerine çarpmayacakları büyüklükte bir "hiper uzay". "Üç boyutlu kütlecikler" hiç fark edilmeden dört boyutlu bir uzaya, "dört boyutlu kütlecikler" beş boyutlu bir uzaya vb. giriyorlar. Hawking, bu noktada kendi kendine şu soruyu sormuş: "Üstünde yaşadığımız Dünya nasıl yorumlanmalı?" Yanıtını ise şöyle vermiş: "Bizim gözlemleyebildiğimiz evren, belki de hiper uzayda süzülen üç boyutlu bir bran'dan öte bir şey değil. Ve evrenimiz bu uzayın içinde yalnız değil. Çünkü, sürekli yeni evrenler, yeni bran'lar doğu-yor.

Fizikçiler, bu olaylara "kuvantum fluktuasyonu" adı veriyorlar. Hawking, böyle bir kuvant oluşumunu, kaynayan sudaki hava kabarcığı oluşumuna benzetiyor. Bu kabarcıklardan bazıları patlıyor, bazıları da içinde bulunduğumuz evren gibi esneyerek genişliyor.

Bilim adamı, sürekli bir üst boyuta geçen branlar'la ilgili, insanın başını döndüren bu varsayımı biraz daha somutlaştırabilmek için, hologram örneğini veriyor: Hologramlarda, doğru açıdan bakıldığında, iki boyutlu bir yüzeyde, üç boyutlu bir nesnenin görüntüsü fark ediliyor. Başka bir deyişle, daha yüksek boyuttaki bilgiler, daha düşük boyuttaki bir oluşumun içine kodlanıyor. Öyleyse, üç boyutlu dünyamızda gerçekleşen her şey, aslında daha yüksek boyutlu bir dünya tarafından üretilmiş olabilir mi? Ya da bir paralel dünyanın sadece yansıması olabilir miyiz?



Hawking'e göre bu soruların yanıtı evet!


Yaşamımız, dünyalı olmayan yaratıklar tarafından oynanan bir bilgisayar oyunu, biz de bilgisayarlarla üretilmiş oyuncular olabiliriz. Belki de, sadece bakıp eğlendikleri hologramlarız.

Hawking'in teorisiyle, kehanet ve telepati gibi ****fizik konular da belki daha doğru yorumlanabilir: Bir hologramda, üç boyutlu bilgiler, iki boyutlu yüzeyin her noktasında kodlanmış olarak bulunuyor. Hologram levhasını kırdığınız ve parçalardan birini ışık altında incelediğiniz zaman, içinde kodlanmış olan üç boyutlu nesnenin yine tamamını görürsünüz. Çünkü, nesneye ait üç boyutlu bilgilerin tamamı, yüzeyin her noktasında ayrı ayrı kodlanmış bulunuyor.

Dünyamız eğer bir hologram ise, bütün bilgiler, yine Dünya'nın her yerinde ayrı ayrı bulunuyor olmalı. Bu açıdan bakıldığında, bu matris bütününün bir parçası olan kişinin, normalde görülemeyen bilgileri bazen fark etmesi çok da olağanüstü sayılmaz. Belki de kâhinler, böyle bilgileri algılayabilen ve okuyabilen insanlardır.
Hawking bu düşüncesinde yalnız değil. Bu varsayımı geliştirirken Hawking'e eşlik eden evrenbilimci Alexander Vilekin, "Uzayda, Al Gore'un ABD başkanı olduğu ya da Elvis Presley'nin hâlâ yaşadığı paralel evrenler olabilir" diyor.

Hawking daha da ileri giderek paralel başka bir evrene geçmeyi hayal ediyor. Fizikçi, bilimkurgu dizisi "Star Trek"e, konuk sanatçı olarak katıldığı bölümünde, Isaac Newton ve Albert Einstein ile poker oynamış, Marylin Monroe da dizinde oturarak ona şans dilemişti. Bilim adamı "Her türlü hikâye gerçek olabilir; bir evrende Marylin Monroe, diğer evrende de Kleopatra ile evli olabilirim. Böyle olduğuna dair elimizde bir kanıt yok. Keşke olsaydı, o zaman poker oyununda çok para kazanabilirdim" diyor.

Sicimler ve branlar'dan oluşan bu fantastik bakış açısı gerçek olabilir mi? Hawking, evrenin varlığını tek bir formülle açıklayacak "Her Şeyin Teorisi" nin henüz tamamlanmadığını, bunun belki de ancak 21. yüzyılın sonuna doğru mümkün olacağını belirtiyor. Ancak formül tamamlandığında da Tanrı'nın evren formülüne ulaşmış olacaklarını, bu noktanın da insan aklının nihai zaferi olacağını belirtiyor.


















Kaynak:Focus Dergisi
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



3/3/2009 - Kum Tepeleriyle Borsaları Trafik Sıkışıklıklarını Modellemek

Hollandalı matematikçi Anne Fey matematiksel kum tepesi modellerinde olasılık hesaplarını araştırdı. "Modelin" kuralları basit olmakla birlikte geniş bir alanın davranışını etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor.





Fey'in araştırması bu modeller içinde öz düzenlemenin çeşitli biçimleriyle ilgili. "Pratikte", örneğin yer tabakalarının hareketi, borsalardaki dalgalanmalar ve trafik sıkışıklığının oluşumu gibi geniş bir yelpazede uygulanabilir.

Bu matematiksel modeller bir ızgara üzerinde tanımlanırlar. Her bir ızgara noktası sınırlandırılmış bir değerden aşağıda kalmak üzere kum yüksekliğine veya miktarına sahiptir. Her bir zaman aralığında bir noktanın yüksekliği artar. Eğer yükseklik sınırlandırılmış bir değeri geçerse kum en yakınındaki noktaya taşınmalıdır, bu işlem tüm noktalar sınırlandırılmış değerin altında kalana kadar devam eder.

Modelin kuralları basit olmakla birlikte geniş bir alanın davranışını etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor. Kumtepesi modelleri, dengeli akan zamanın oluşturduğu, öz düzenleme ve düzenli biçimlerin çeşitli türlerini gösterirler. Bu en açık şekilde orta noktanın yüksekliği arttığında görülebilir. O zaman kum eş yönlü olarak oldukça açılı şekilde "fraktal" şeklinde gelişip yayılır. Fraktal şekilleri sonsuz miktarda giderek küçülen ölçekte kendini tekrarlayan detaya sahiptir, bu buz kristalleri ve belirli mercan resifleriyle karşılaştırılabilir.

Diğer durumlarda, yüksekliği artan noktanın seçilmesi rastgeledir. o zaman "kritik öz düzenleme" meydana gelir, öz düzenlemenin daha derin biçimi yer tabakalarının hareketi, borsa dalgalanmaları, trafik sıkışıklıklarının oluşumu gibi çeşitli sahalarda da araştırılmaktadır.

Fey aslında bir matematik öğretmeniydi. NWO'nun fiziksel bilimler bölümünün öğretmen programı aracılığıyla kendisinin bildiği bir alanda bilimsel bir araştırma fırsatı yakaladı. O bundan hoşnut ve bilimsel araştırmalara tam zaman ayırabilmek amacıyla öğretmenliği bıraktı.Fey, bu program içinde doktora kazanan ikinci öğretmen.
























Kaynak:Enginbilim(Netherlands Organization for Scientific Research (2008, April 2). Sandpile Models Useful To Model Earth Crust Movement, Stock Market And Traffic Jams. ScienceDaily. Retrieved April 2 2008, from )
sciencedaily

wikipedia

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



24/2/2009 - Paradoks Nedir?

PARADOKS NEDiR



Binlerce yillik geçmisi olan paradokslar, insanlarin kafasini devamli mesgul etmistir. Aslinda dogru gibi görülen bir önerme veya fikir, tamamen yanlis olarak çikar karsimiza. Tam tersi de mümkündür; yillarca yanlis zannettigimiz olaylarin, fikirlerin, hesaplamalarin, dogru oldugunu görmek, bizi saskinliga ve hayrete düsürür. ileride bolca misal verecegimiz paradokslarin, yapilmis birkaç tanimini aktaralim:

'Çok mantiksiz görünen, aslinda çok mantikli bir degis'

'iki dogrunun veya yanlisin çeliskisi'

'Soyut muhakemenin sona erdigi tezat'

'Kagit-kalem veya mantik ilüzyonu' (Galiba en güzel tanim bu!)

Paradokslar ilginçtir, eglencelidir, ögreticidir, sasirticidir, zihni açar...
Tarihte bilinen ilk paradoks örneklerini Epimenides vermistir. Giritli olan Epimenides:

-'Bütün giritliler yalancidir!' diyerek bizi çeliskiye ***ürür. söyle ki :

Eger gerçekten giritliler yalanci ise kendisi de giritli olduguna göre o da yalancidir. Yani söyledikleri yalandir(mesela yukaridaki cümlesi). Bu cümle yalan olduguna göre dogrusu su olmali:

-'Bütün giritliler dogrucudur, dogru söyler.'
O halde söyledigi dogrudur. Yani 'bütün giritliler yalancidir......'

Örnekler:

'Bu cümleyi okumayin!'

Yukaridaki cümleyi okudugunuza göre paradoksa ugramis oldunuz.


' Tek kelime dahi türkçe bilmiyorum!'


- Beni duyabiliyor musun?
- Hayir. Sesin gelmiyor (!)


- Niçin her soruma soru ile cevap veriyorsun?
- Niçin vermeyeyim ki !?


Memleketimizde bazi yer adlari, kendisi ile çelisir:
Bakirköy: Adi "köy" olmasina ragmen ilçedir. Hem de yaklasik 50 vilayetten bile büyük bir ilçe.
Viransehir: "sehir" degil, s.urfa'nin bir ilçesidir.
Kusadasi: "Ada" degildir.
Denizli: Denizli'de deniz yoktur.
Elmadag, Kadifekale, Akdeniz, Gümüshane...vs.


-"Söyledigin hersey dogru mu?"
-"Hayir!"

Bu adam güvenilir biri midir? Önce fikir yürütelim:
"Hayir" dedigine göre arada bir yanlis(yalan) söylüyor demektir. Arada bir yanlis konusuyorsa "hayir" dedigi de yanlis veya yalan olabilir. O zaman "hayir", "evet" olur. Bu sefer de "evet" diyorsa, her söyledigi dogru oldugundan "hayir" da dogrudur... iyisi mi bu adama pek itimat etmeyelim...


Bir otobüs ilani:
-"Okuma-yazma ögrenmek isteyenlere müjde! Hemen asagidaki adrese basvurun..."
Okuma-yazma bilmeyen bir insan nasil bu ilani okuyacak! Okusa zaten o adrese basvurmasi gerekmez...


Bir adam, saçlari döküldügü için doktora gider. doktor, teshisi koyar: Stres!
Ama adam saçlari döküldügü için strese girmektedir. Strese girdikçe daha da fazla dökülmektedir. Daha da fazla döküldükçe de, stresi ayni hizla artmaktadir...


Ben her zaman yalan söylerim. EMRE TURUNCU'dan


BU CÜMLEDEKi HARF SAYISI OTUZYEDi DEÐiLDiR. (37 Harf var)


Alaaddin'in sihirli lambasindan çikan cini herkes bilir. Cin diyor ki:
-Dile benden ne dilersen. Unutma ki sadece 'bir' dilek hakkin var ve mutlaka yerine gelecek.
Siz olsaniz ne isterdiniz? Alaaddin öyle bir istekte bulunuyor ki cin ne yapacagini sasiriyor:
-Benim tüm dileklerimi yerine getir!


SOCRATES'ten:

"Bildigim tek sey var; o da hiç bir sey bilmedigim."


Bazi hayvan isimleri, insanlar için sifat olarak kullanildiklarinda iltifat kabul edilir:
Aslanim benim!
Koç gibi masallah!
Tilki gibisin abi!

Bazi hayvan isimleri ise hakaret anlamina gelir:
Çok inek bir arkadas!
Ayi misin be birader! (Ayi, bazi ülkelerde iltifattir)
Öküz öküz bakma!

Sonuçta hayvan, hayvandir:)




Kaynak:Ufonet be

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



24/2/2009 - Tarihten Paradokslar

TARiHi PARADOKSLAR


Her alanda oldugu gibi tarihte de çok sayida paradoksal olay olmustur.

Fatih Sultan Mehmet'ten:

Bilindigi gibi Fatih, genç yasta padisah olmustur. Yasi gençtir ama zekasi ve inançlari çok kuvvetlidir. Yeni sultan oldugu yillardir. Birgün bir sefere gidilecekken ordunun basinda babasinin olmasini ister. Ancak babasi bu teklifi kabul etmez. Fatih'in maksadi babasinin ilminden ve tecrübesinden yararlanmaktir.

-"Eger sen padisahsan geç ordunun basina. Yok eger ben padisahsam emrediyorum ordunun basina geçeceksin!"

Babasi Sultan Murat, baska çare bulamaz ve orduya komutanlik yapar.


Osman Yüksel Serdengeçti'den:

Osma Yüksel'in milletvekili oldugu yillardir. Birgün meclis kürsüsünde kendisine laf atan vekillere dayanamaz ve:

-"Bu meclistekilerin yarisi esektir!" der ve iner kürsüden.

Bunun üzerine meclis karisir ve herkes kendisinden sözünü geri almasini ister. Arkadaslarinin da ricasi ile tekrar kürsüye çikar ve zekasini gösteren ve vekilleri rahatlatan su sözleri söyler:

-"Bu meclistekilerin yarisi esek degildir!"


Kant'tan:

Ünlü Alman egitimci Emmanuel Kant'in bir sözü:

-"Her ne kadar ben inanmasam da bir tanrinin var oldugunu kabul etmek gerekir."


Yasanmis bir olay:

1974'teki Kibris çikarmasina katilan bir asker anlatiyor:

"Çok siddetli bir taarruz vardi. Mermiler kulagimizin dibinden geçiyordu. Siperde daha önce hiç görmedigim bir asker yanima yaklasti. Belli ki bizim birlikten degildi. Bir zarf çikardi ve:
-"Memlekete dönünce bu zarfi, üzerindeki adrese birakir misin?"
-"Ikimiz de döneriz insallah" dedim.

Israrla kendisinin dönemeyecegini, benim ise memleketime ve aileme kavusacagimi söylüyordu. Biraz isteksiz de olsa zarfi aldim. Ancak o çatisma sirasinda birbirimizi kaybettik. Taarruz bitip memlekete döndügümden bir-iki yil sonra eski esyalari karistirirken o zarfi buldum. Unuttugum görevi, geç te olsa yerine getirmek için Istanbul'a gittim. Üzerindeki adres, Aksaray'da eski bir eve ***ürdü beni. Kapiyi yasli bir amca açti.

-"Merhaba amca. Ben Kibris'ta savasan oglunuzdan bir mektup getirdim. Belki kendisi de gelmistir."
-"Bizim Kibris'ta savasan bir oglumuz yoktu"

Beni içeri davet ettiler. Esi, bir fotograf albümü ile geldi. Fotograflari gösterip:

-"Sana zarfi bu genç mi verdi?"
-"Evet. Çok iyi hatirliyorum. Buydu." ve iste o an beni sok eden ve hala aklimi basimdan alan su cevabi verdi:

-"Bu çocuk benim oglumdu. Fakat onu 15 sene önce Kore harbinde sehit verdik..." "


Yunus Emre'den:

"Ete kemige büründüm
Yunus diye göründüm"

"Bir ben vardir bende, benden içeru"

"Yedi kere dolup bosalan dünya degil misin?"


Kanuni Sultan Süleyman'dan:

Süleymaniye Camiinin insaasi sirasinda bir ermeni usta, yanlis duvar yapmasi sonucu, Kanuni tarafindan cezalandirilir. Ermeni usta, sultandan sikayetçi olur. Kadi, ikisini de huzuruna çagirir. Kanuni ve usta, kadinin karsisinda ayakta beklemektedirler. Karar açiklanir: "Kisas!" yani Kanuni de ayni sekilde cezalandirilacaktir. Ermeni usta, adalete hayret eder ve:
-"Madem dininiz bu kadar adil, hem davamdan vazgeçiyorum hem de müslüman oluyorum"

Davadan sonra Kanuni, kadiya:
-"Eger ben padisahim diye benim lehimde bir karar verseydin, seni bu kilicimla öldürürdüm"

Kadi, oturdugu minderin altindan bir hançer çikarir ve :
-"Sultanim siz de eger 'ben padisahim' diye kararima itiraz etseydiniz ben de bu hançeri sizin kalbinize saplardim..."


Bir Dervis:

Garip dervisin biri büyük bir köskün önünden geçerken evin 'av meraklisi ve zalim' olan beyi, yardimcilari ile ava gitmek için evden çikiyorlardir. Dervisle selamlasirlar. Aksilik bu ya o gün hiç birsey vuramadan dönerler. Bey çok sinirlidir:

-"Sabah ava giderken karsilastigimiz o dervisi bulun çabuk! Onun yüzünden islerim ters gitti. Ugursuzu getirin bana!"
Yardimcilari hemen dervisi bulup beyin huzuruna çikarirlar. Bey kükrer:

-"Bre ugursuz adam! Senin yüzünden elimiz bos geldik! Hiçbir sey vuramadik! Tiz vurun kellesini!"

Dervis, beye söyle der:
-"Beyim sabah selamlastik. Siz hiçbir sey vuramadiniz. Ben ise kellemi kaybediyorum. Siz söyleyin, hangimiz daha ugursuzuz?"


Kanuni Sultan Süleyman'dan:

Kanuni, sehzadelerini muhtesem bir törenle sünnet ettirir. Kisa bir süre sonra da veziri Ibrahim Pasa'nin oglu sünnet olur. Törene Kanuni de davetlidir. Birara Kanuni, vezirine der ki:

-"Söyle bakalim Ibrahim Pasa. Senin tören mi daha muhtesem, benimki mi?"
-"Elbette benimki sultanim"

Kanuni sasirir. Sebebini sorar. Vezir:
-"Benim oglanin dügününe koskoca cihan padisahi davetliydi ve geldi. Sizinkinde böyle bir davetli var miydi?" der.




Kaynak:Ufonet be

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



24/2/2009 - Fizik Paradoksları

Fiziksel Paradokslar
Olbers Paradoksu

Bu paradoks, biraz da asrtronomi ile ilgili.

Olbers, arastirmalari neticesinde, su fikirlere vardi:

a) Kâinatin (uzayin), baslangici ve sonu yoktur.
b) Kâinatin bir siniri yoktur.
c) Kâinattaki yildizlar, düzenli bir sekilde dagilmistir.
d) Kâinatin büyüklügü sabittir.
e) Diger yildizlardan gelen isigi engelleyici bir faktör yoktur.

Bütün bunlara dayanarak, Olbers'e göre gece gökyüzünün çok parlak olmasi gerekir. Çünkü sonsuz adet isik kaynagi yani yildiz mevcuttur. Gece, karanlik olduguna göre yanlis olan birseyler var. Yapilan arastirmalar, kâinatin bir baslangici oldugunu ispatlamistir. Kâinatin saniyede 60 bin km. hizla genisledigi de ilmî bir gerçektir. Yildizlardan gelen isigi engelleyen bir faktör mevcut olsa idi, bu faktörün isinmasi ve daha sonra da isik kaynagina dönüsmesi gerekirdi. O halde gökyüzü gece parlak degilse bunun birkaç sebebi vardir:

a) Kâinatin mutlaka bir baslangici vardir.
b) Kâinatin büyüklügü sabit degildir. Yani genisliyor.
c) Yildiz sayisi sinirlidir.
d) Yildizlar kâinatta düzenli olarak dagilmamistir.


Aristodan:

Kabul edelim ki esit agirlikta ve özellikte iki cismi belli bir yükseklikten attigimizda ikisi de ayni zamanda yere düser. Simdi bu iki cismi birbirine baglayip tekrar atalim. Aristo'ya göre bu cisimler daha hizli düsmelidir. Çünkü artik agirliklarin iki kati olan tek bir nesne olmuslardir. Ya da olayi bir de söyle düsünelim:
Agirliklari A ve a olan iki cisim düsünelim. Aristo'ya göre daha agir olan A, daha hizli düser. Hizlarina da B ve b diyelim. Bu iki cismi birbirine bagladigimizda, A, a'yi kendine yani asagi dogru çekecek; a da A'yi yukari dogru çekecektir. Bu cisimler, yere B ve b arasinda bir hizla yere düsmelidir. Ama Aristo der ki:

-" Cisimleri birbirine bagladigimizda agir olandan daha agir bir cisim elde etmis oluruz. O halde A'dan daha hizli düsmeliler."


Amperler:

Üç fazli dagitimda, 2 amper ile 2 amper, dört amper etmez. Yani üçgen baglama motorda:

2 amp + 2 amp = 3.4641 amp olur.


Ikizler:

Fizikte en önemli paradokslardan biride ikizler paradoksudur.

Buna göre ikiz olan kardeslerden biri isik hizi ile uzaya firlatilsa ve 50 sene sonra dünyaya tekrar gelse dünyada kalan ikizin yasi "x+50", uzaydan gelenin yasi ise "x+50>gelen" olacaktir. Yani biri yasli biri genç ama bir çok bilim çevresi zamanda böyle bir yolculugun isik hizina dahi çikilsa mümkün olmayacagini iddia eder. Çünkü eger böyle olsa idi isik sürekli geçmise yol alir. Evrende sürekli yer degistirmeyen isik bütün evreni aydinlatirdi.Fakat atmosferimize çarpan mezonlarin 1sn lik ani, 10 dk gibi geçirdikleri ispatlanmistir"




Akan Su

Bir muslugu biraz açip gözleyelim. Seri halde akan su, asagi dogru indikçe inceliyor. Neden?

Ipucu: Yerçekimi ve hiz


Yagmur

Çok siddetli bir yagmur yagiyor. Gidecegimiz yere islanmadan ulasmak için kosmak iyi bir fikir mi, Yoksa yürümeli miyiz? Süre ve mesafe, islanmayi nasil etkiler?

Ipucu: Meselâ 10 metrelik bir mesafeyi ve 10 dakikalik süreyi ayri ayri düsünün.








Kaynak:Ufonet be

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



  • RSS Takip




  • <- :: Sonraki Sayfa ->



    lac003petit.gif (44870 bytes)

    Gerçek Orada Bir Yerde

    Konuklar

    Sitenizesayac.com

    Teknoloji Haberleri

    Özel Arama