Altın Fare Blog Ödülleri



51.Bölge,UFO Gerçeği ve Roswell,Gizli FBI Dosyaları,onuncu gezegen SeDNa ve Bilinmeyenler....


Uzay ve Bilim
Evrenin Bilinmeyen Sırları
Dünya Dışı Yaşam,UFO'lar

Anasayfa Profilim Arşiv Yorumlarım

Bir Gün Gelecekler

Kategorilerim


Son Yazılarım




Tüm hakları saklıdır. İçerikten yazarları sorumludur. Kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz.

4/6/2009 - Dünyamızın Gelecekteki Haritası...

Kategori: ILGIN_ BILGILER

Bu sayfadaki haritalar gelecek tahmincisi (kahin degil futurist) Gordon-Michael Scallion tarafindan yapilmistir.
Ve 23 yillik bir birikimin sonunda ortaya çikarildigini ekliyor.
Haritadaki yerleri büyütmek için üstteki haritada istediginiz yere veya alttaki resimlere tiklamaniz yeterli.

Haritalarda göreceginiz beyaz çizgilerle belirtilen yerlen günümüz dünya haritasinin durumudur.Nerelerin yok oldugu açikça belli.
ilginç bir nokta ise Haritalar dünyanin 2012 yilindan sonraki halini göstermektedir.


AFRiKA


AVUSTRALYA


KUZEY AMERiKA


ASYA




AVRUPA


GÜNEY AMERiKA


ANTARTiKA





KAYNAK:ufonet be

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



29/5/2009 - Einstein ve Newton Otistikmiş

Kategori: ILGIN_ BILGILER

İngiliz profesör Simon Baron-Cohen’in iddiasına göre, matematik dahisi Einstein ve ünlü fizikçi Newton, bir tür otizm rahatsızlığı taşıyordu. İki bilim adamı da, öğrenme güçlüğüne neden olmayan “Asperger sendromu” olarak bilinen rahatsızlığın, “obsesif davranışlar”, “sosyal ilişki kurma güçlüğü” ve “iletişim problemi” gibi üç belirgin semptomunu taşıyordu.

Konuşma güçlüğü yaşayan, çalışmalarıyla fazla meşgul olan hatta bu yüzden yemek yemeyi bile unutan Newton, çevresine kayıtsızlığı ve sahip olduğu az sayıda arkadaşına da aksi davranmasıyla dikkat çekiyordu. Bilim adamları, öğrencilerinin derse geri dönmediği durumlarda, boş sınıfa ders anlattığını bilinen Newton’un, 50 yaşındayken geçirdiği sinir kriziyle, depresyon ve paranoyaya sürüklendiğini belirtiyor.

Einstein’ın da çocukluğunda yalnızlıktan hoşlandığı ve yedi yaşında kadar belli cümleleri obsesif bir şekilde sürekli tekrarladığı belirtiliyor.  Otizm uzmanı Prof. Cohen, yakın arkadaşları olması, aşk ilişkileri yaşaması ve politik konularla ilgilenmesine rağmen Einstein’ın da Asperger sendromuna sahip olmasından şüpheleniyor.

Artık hayatta olmayan insanlardan bahsedildiği için kesin bir teşhis konulamayacağını kabul eden uzman, Newton ve

Einstein’ın otizm belirtileri taşıyan iki dahi olduğunu ifade ediyor. Asperger sendromu yaşayan kişilerin normal ya da normalin üzerinde zeka düzeyine (IQ) sahip oldukları biliniyor. İngiltere’deki otizm hastası sayısının 500 bin civarında olduğu tahmin ediliyor.








Kaynak: Hürriyet (02.05.2003)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



26/5/2009 - Çemberlitaşın Gizemi.!!

Kategori: ILGIN_ BILGILER
ÇEMBERLi TAŞ GiZEMiNi KORUYOR



Bir Fransiz arastirmaci “Istanbul ve Çevresi” adli yapitinda Çemberlitas’tan ve altinda oldugu iddia edilen haç parçalarindan söyle söz ediyor: “Üst üste konulmus yedi adet somaki tastan olusan sütunun tepesinde basi hâleli tanri Apollon görünümünde Konstantin’in heykeli bulunuyordu. Heykelin içinde Isa’nin çarmiha çakilmasinda kullanilan çivi parçalari ile gerçek haçtan bir parça yerlestirilmisti...”



1968 yilinin Nisan ayinda tarihçi ve yazar Sevket Rado’nun “Hayat Tarih Mecmuasi”nda yayimlanan bir yazisi, basta Yunanistan olmak üzere dünyayi heyecanlandirmisti. Yazida, Isa Peygamber’in üzerine çakildigi iddia edilen haçin parçalarinin Istanbul’da Çemberlitas’in altinda oldugu öne sürülüyordu. Rado, kendi kütüphanesinde bulunan ve 17’inci yüzyildan kalma eski bir elyazmasi yapitta, haçin parçalarinin Bizans Imparatoru Konstantin’in annesi Helena tarafindan, Kudüs’ten Istanbul’a getirilerek ve Çemberlitas’in altina gömüldügüne iliskin anlatimlara rastladigini belirtiyordu. Rado’nun degindigi yapit, tip, cografya ve dil konularinda kitaplariyla taninan Hezârfen Hüseyin Çelebi’nin “Tenkiyhü’t–Tevârih” adli kitabiydi.

Yazinin uluslararasi bir heyecan uyandirmasinin ardindan yapilan arastirmalarda daha baska birçok kitapta da benzeri anlatimlara rastlandi ve Isa Peygamber’in üzerine çakildigina inanilan haçin parçalarinin Çemberlitas’in altinda özel olarak hazirlanmis bir hücreye yerlestirildigi inanci yaygin bir kabul gördü.

Çemberlitas’in asil adi Konstantin Sütunu’dur. Istanbul’un, 11 Mayis 330 tarihinde Roma Imparatorlugu’nun baskenti ilan edilmesinin anisina Imparator Konstantin tarafindan bugünkü yerine yerlestirildi. Bizans döneminde “Somaki Sütunu” da denilirdi. Birçok kez yangin geçirmis olmasindan ötürü kimi Avrupalilarca “Yanik Sütun” adiyla da anilir.

Bir Fransiz arastirmaci “Istanbul ve Çevresi” adli yapitinda Çemberlitas’tan ve altinda oldugu iddia edilen haç parçalarindan söyle söz ediyor: “Üst üste konulmus yedi adet somaki tastan olusan sütunun tepesinde basi hâleli tanri Apollon görünümünde Konstantin’in heykeli bulunuyordu. Heykelin içinde Isa’nin çarmiha çakilmasinda kullanilan çivi parçalari ile gerçek haçtan bir parça yerlestirilmisti...”

430 yilinda Imparator II. Teodosyus saglamligindan kuskulanarak sütunu demir çemberlerle güçlendirdi. 1105 yilinda çikan bir firtinada Apollon heykelinin devrilmesinden sonra, heykelin yerine, üzerinde altin yildizli bir haç bulunan bir sütun basligi yerlestirildi. Heykelin içindeki parçalar da sütunun altina bir hücre yapilarak buraya yerlestirildi.

Istanbul’un 1453’te ele geçirilmesinin ardindan Fatih Sultan Mehmed sütünun tepesinde haçi indirtti. 1779’da çikan bir baska yangin sonrasinda I. Abdülhamid bugünkü demir çemberleri ve sivayi yaptirtti.

Yaklasik 50 metre yüksekligindeki Çemberlitas’in özgün biçiminde, en alttaki bölümün yüzeyinde Isa Peygamber’in dogumunu betimleyen kabartma anlatimlar yer aliyordu. Sonralari ise sütunu saglamlastirmak için çevresi tas bir kaplamayla örtüldü. Söz konusu hücrenin bulundugu bölümün ise bugün yol düzeyinin 2-2,5 metre altinda kaldigi varsayilmaktadir.

Çemberlitas, 1990’larin ortasinda, 2000 yili turizmi nedeniyle yeniden gündeme getirildi. Kimi çevreler, eger iddia edildigi gibi sütunun altinda gerçekten Isa Peygamber’in çakildigi haçin parçalari bulunursa bunun Türkiye’nin tanitimi açisindan son derece önemli oldugunu vurguladilar.



Ancak dönemin Turizm bakani Fikri Saglar bu yaklasima söyle yanit vermisti: “Ülkemizde bu gibi söylentiler yüzünden yüzlerce insan define aramak için izin istiyor. Sonunda tüm emekler bosa çikiyor. Böylesine, dogrulugu kesin olmayan bir söylenti için de tarihî sütunu yerinden oynatmamiz söz konusu bile olamaz.”

Ilgili çevrelerse, UNESCO tarafindan, Misir’daki Ebu Simbel Tapinagi’nin parçalara ayrilarak kilometrelerce uzakta baska bir alana tasindigini animsatarak, böylesi bir islemin, günümüzün gelismis teknolojik olanaklariyla Çemberlitas için çok daha kolay olacagini öne sürdüler.

Yine 1990’larin ortasinda Çemberlitas, geçmiste yasadigi firtina ya da yanginlara göre çok daha büyük bir felaketin esiginden döndü. Günümüzde ayni adla anilan ve genis bir alanda çok sayida tarihi mirasi barindiran Çemberlitas’a, diger deyisle tarihin kalbine kat otoparkli bir çarsi yapilmak istendi. Ancak bu girisim kente ve tarihine duyarli çevrelerin tepkileriyle durduruldu ve büyük bir felaket yasanmadan Çemberlitas ve çevresi kurtarilmis oldu.

Sonunda, Isa’dan Sonra 2000'li yillardayiz ama Çemberlitas hâlâ gizemini korumayi basariyor.



Kaynak:bilinmeyenler forumu
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



26/5/2009 - Dünyanın En Yaşlı Canlısı!!...

Kategori: ILGIN_ BILGILER
En yaşlı canlı!!


İzlanda kıyılarından çıkarılan bir deniz tarağının, şimdiye dek bulunan en yaşlı hayvan olduğu tahmin ediliyor. Bilim adamları, yenilebilir bir tür olan bu okyanus midyesinin yaşının 405 ila 410 arasında olduğunu tahmin ederken, bu hayvanın uzun yaşamın sırrını içinde barındırıyor olabileceğini düşünüyor.

Kuzey Galler'deki Bangor Üniversitesinden araştırmacılar, deniz tarağının yaşının kabuğundaki halkaları sayarak hesapladı.

Guinness Rekorlar Kitabına göre, bilinen en yaşlı hayvan 1982'de 220 yaşında olan bir başka deniz tarağı. İzlanda'da bir müzede bulunan, ancak kayıtlara girmeyen bir başkası da 374 yaşında.

Okyanus bilimleri araştırmacıları, buldukları deniz tarağına, doğduğu sırada Çin'de iktidarda bulunan hanedan dolayısıyla "Ming" adını verirken, o sırada İngiltere Kraliçesi 1. Elizabeth'in çocuk olduğunu ve Shakespeare'ın Othello ve Hamlet oyunlarını yazmakta olduğunu anımsattı.

Profesör Chris Richardson, bu deniz tarağını inceleyerek, hayvanın büyüme hızının yıldan yıla ve iklime, deniz suyu sıcaklığı ile gıda durumuna göre değişebildiğini anlayabileceklerini belirtti.

Bu yumuşakçalara bakarak hayvanın büyüdüğü çevreyi yeniden kurabileceklerini belirten araştırmacı, "Bunlar küçük bant kayıt cihazları gibi, deniz tabanına oturup su sıcaklığı ve gıdayla ilgili sinyalleri topluyor" diye konuştu.

Prof Richardson, bu deniz tarağının, bazı hayvanların nasıl olup da inanılmaz uzun bir ömür yaşadığının günşığına çıkmasına yardımcı olabileceğini söyledi.



Kaynak:bilinmeyenler forumu
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



26/5/2009 - Bimini'deki Gizem

Kategori: ILGIN_ BILGILER
Bimini Adasının Gizemi
BiMiNi adasinda bugünlerde sonuçlari heyecanla beklenen arkeolojik arastirmalar sürdürülüyor. 1997''den bu yana yapilan arastirmalar ve Miami Ejiptoloji Dernegi''nin Bimini''de yaptigi kazilarda bulunan yapitlar, Atlantis''in ilk izleri belki de.

1998 yilinda, Miami Ejiptoloji Dernegi’nin yöneticisi ve basin sözcüsü Aaron DuVal, bütün dünyada epey yanki yaratan bir basin duyurusu gönderdi Bu bildiride, Miami açiklarindaki Bimini Adasi’nda bir süredir devam eden arastirmalarinin sonunda Atlantis’in izleri oldugunu düsündükleri son derece sasirtici ve çarpici kalintilar, tabletler ve duvar parçalari bulunmustu. Ancak güvenligi saglanmadikça, bulgularin yerinin açiklanmayacagi vurgulanmisti, çünkü bunun son derece siradisi bir kesif sayilmasi gerektigini ve koruma altina alinmasinin sart oldugunu söylemis , izleyen dönemde medyanin ilgi odagi olmasina ragmen birkaç ciddi yayin organi hariç, röportaj vermeyi reddetti ve güvendigi arkeologlarla, bilim kurumlariysa baglanti kurmaya çalisti.
Akademik çevreler, 1968 yilinda bulunan Bimini Yolu’nun da bir Atlantis göstergesi olmadigini düsündüklerinden, DuVal’in iddiasina ilgi göstermediler. Miami Ejiptoloji dernegi, bulduklari kalintilar arasinda günes sistemi takvimi oldugunu sandiklari kabartmalar; Yucatan bölgesinin uslubuna uygun oldugu kadar Misir’daki bulgularla da paralellik gösterdigini söyledikleri birtakim tarihsel kayitlar da oldugundan söz ediyorlar ve metalin çok ilginç kullanimlariyla yüz yüze geldiklerini vurguluyorlardi.
Ekip Profesör Scott’un onuruna, bu bulgulari "Scott Taslari" olarak adlandirdilar ve güvenlik saglanincaya kadar yeni bir basin duyurusu yapmayacaklarini söylediler.
Bugünkü durumda ise, DuVal’e göre artik iyice çogalan ve siniflanmaya baslayan tablet, kabartma, hiyeroglif ve muhtelif çizimler, Platon’un Atlantis’i ile karsi karsiya oldugumuzu tartisilmaz biçimde ortaya koyuyordu ve yakinda her sey açiklanacakti. Ama, sitenin güvenligi hala saglanmamisti!
Scott Taslari, bugüne kadar çok ekibin israrla aradigi Platon’un Atlantis’inin kanitlari olabilir. Arastirma bölgesinin güvenliginin saglanmasi ve belli bir histeriyle bölgeye akin edebileceklerin kanitlardan bir süre uzak tutulmasi sart. Birçok insan, bu konuda kendi teorisini olusturmus ve bir fikir ortaya atmis durumda. Böyle bir bulgunun, yillardir savunduklari teoriyi geçersiz kilmasindan rahatsiz olabilecekler var. Bu suanki bilim dünyasinin en önemli eksigi zaten.
Arastirma bölgesinde bugüne dek, antik takvimler, gökyüzü ve yeryüzü haritalari, astronomik belgeler, mühendislik planlari, metal kapli duvar parçalari, dünyada bugüne dek bulunmus en eski toprak kaplar ve binlerce yil öncesine yönelik tarihi kayitlar bulunmus durumda, Akademik çevreler hala üç maymunu oynamaya devam etselerde bu bir gerçek.
Aaron DuVal, 1997 baslarindan bu yana Bimini’de sürdürdükleri çalismalarda ellerine geçen bulgularin siradan bir arkeolojik kesif olmadiginin farkinda. Böylesi müthis bir bulusa sahip çikmak ya da onu gölgelemek isteyecek bir sürü insan oldugunu düsünüyor - dünyanin her yanindan! Güvenlik talebide bundan kaynaklaniyor. Bulundugu sanilan sey, dünyanin son 10 bin yilinin efsanelerine yer etmis bir olgu. Pek çok bilim adaminin ugrunda saatlerini belkide ömrünü tükettigi bir olgu. Bir Sümer, Maya ya da Misir'in bulunmasi gibi tarihin bir dönemini temsil eden bir olguyu degil, belkide tarihimizi olusturan, Sümer'in Maya'nin, Misir'in belki küçük parçalarina ulasarak kendi medeniyetlerini olusturmalarina neden olan bir olgu.
Yakin bir gelecekte, sonuçlar ilan edildiginde hep beraber görecegiz.







Kaynak:Bilinmeyenler Forumu
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



  • RSS Takip




  • <- :: Sonraki Sayfa ->



    lac003petit.gif (44870 bytes)

    Gerçek Orada Bir Yerde

    Konuklar

    Sitenizesayac.com

    Teknoloji Haberleri

    Özel Arama