18/10/2009 - Konrad Lorenz Kimdir.?
Konrad Lorenz Kimdir.??
Konrad Lorenz adını belki Albert Einstein kadar çok duymadınız. Oysa biyoloji dünyası, onu hayvan davranışları konusundaki çalışmaları nedeniyle biyolojinin Einstein’ı olarak adlandırır. Avusturyalı bilimci, hayvan davranışlarını konu alan “etoloji” biliminin kurucularından biri olarak kabul edilir. Şakayla karışık onu gri kazların “babası” olarak adlandıranlar da vardır. 1989 yılında yaşama gözlerini yuman Lorenz, bu tarihe kadar hayvan dünyasının kapılarını insanlara açan ve onların yaşamlarını bizlere tanıtan insan olarak tanınmasına neden olan çalışmalarını yürüttü.
Konrad Lorenz, 1903 yılında Avusturya’nın Altenberg kentinde doğdu. Ailesinin büyük bahçesi olan bir evi vardı. Lorenz burada doğayla iç içe yaşarken, henüz küçük yaşta hayvanlara ilgi duymaya başladı. Bir ortopedist olan babası, Konrad’la ilgilenmesi için Resi Führinger adında bir bakıcı tutmuştu. Resi bir gün, ünlü yazar Selma Lagerlöf’ün “Nils ve Uçan Kaz” öyküsünü Konrad’a okudu. Konrad Lorenz, bu öyküden nasıl etkilendiğini ve yaşamının nasıl değiştiğini şu sözlerle anlatıyor: “Resi bana bu öyküyü okuduktan sonra ben de bir yaban kazı olmak için yanıp tutuşmuştum. Bunun mümkün olmayacağını anlayınca hiç olmazsa bir yaban kazım olsun istedim. Bu da olanaksız gibi görünüyordu. Ben de evcil kazlarla yetinmek zorunda kaldım. Bir süre sonra onların davranışlarından çok etkilendiğimi, ayrıca onları da etkilediğimi fark ettim.” Lorenz, kısa sürede kaz ve ördek gibi hayvanları incelemeye başlayıp, davranışlarını not eder olmuştu. Ayrıca Schönbrunn hayvanat bahçesinde hasta hayvanlara bakıcılık yapıyordu. Zoolojiye ilgi duyuyordu, ama 1922 yılında babasının isteğiyle tıp okumak için New York’a gitti. İki dönem sonra Viyana’ya döndü ve tıp okulunu burada bitirdi. Bu sırada hayvanlar üzerindeki çalışmalarını da sürdürüyordu. Kısa süre sonra zooloji üzerine doktorasını tamamladı. Bu süre içinde kargaları izleyerek onların davranışlarını anlatan bir yazı yayımladı. Bu dönemde ördek ve kaz yavrularının öğrenme biçimleriyle ilgili çalışmalar da yapıyordu. 1936 yılında ileride çok sıkı dost olacağı ve Nobel Ödülü'nü paylaşacağı arkadaşlarından biri olan Hollandalı Nikolaas Tinbergen’le tanıştı. Tinbergen de hayvan davranışlarını inceliyordu. Hayvan psikolojisi ve davranışlarıyla ilgili çalışmalarını yürüttüğü yıllarda İkinci Dünya Savaşı çıktı. Lorenz, Almanya’nın kendi topraklarına kattığı Avusturya ordusunda doktor olarak çalışıyordu. Almanya’nın savaşı kaybetmesinin ardından tutsak düştü ve Rusya’ya götürüldü. Rusya’da çeşitli hastanelerde çalıştırıldıktan sonra 1948 yılında serbest bırakıldı ve Viyana’ya döndü. Altenberg’e döndükten sonra 1951’e kadar Karşılaştırmalı Etoloji Enstitüsü’nün yöneticiliğini yaptı. Bu dönemde popüler dille yazılmış iki de kitap yayımladı.
Konrad Lorenz, 1950 yılında Max Planck Enstitüsü’nde, Karşılaştırmalı Etoloji bölümünün kurulmasına önayak oldu. 1954 yılında bu bölümde yönetici olarak çalışacaktı. Lorenz, uzun yıllar Max Plack Enstitüsü’nün çeşitli bölümlerinde yöneticilik yaptı. Ayrıca bir süre Altenberg’de bulunan Avusturya Bilimler Akademisi’ne bağlı Karşılaştırmalı Etoloji Enstitüsü’nde hayvan sosyolojisi üzerine çalıştı. Bu dönemde gri kazların genel toplumsal ve biyolojik ilişkilerini ele alan “Gri Kazların Yılı” adlı kitabı yazdı.
Lorenz, Rusya’da bulunduğu yıllarda psikoloji ve insan davranışları üzerine de gözlemler yapma olanağı elde etmişti. Farklı ülkelerde insanları gözlemlediği çalışmaları ileriki yıllarda davranış bilimleriyle ilgili çalışmalarında ona büyük yarar sağlayacaktı. Saldırganlığın insanda doğuştan bulunduğunu savunan ünlü etolog Konrad Lorenz’e göre saldırganlık, tüm diğer canlılarda da bulunan kavga etme içgüdüsünden kaynaklanıyordu. Bu içgüdüyle ilgili itici güç, değişen oranlarda her insanda üretiliyordu. Saldırganlığın ortaya çıkması, biriken bu itici güce ve saldırganlık doğurucu uyaranın varlığına ve gücüne bağlıydı. İçgüdüsel davranış kalıpları, özellikle bu davranışların ortaya çıkış süreci ve eyleme dönüşmeleri için gereken sinirsel enerji kaynakları üzerine çalışmaları, hayvan davranışlarının anlaşılması yolunda önemli katkı yaptı.
Bir hayvanda aynı anda etkinliğe geçen iki ya da daha çok temel dürtünün nasıl davranış durumuna geldiğini inceleyen Lorenz, arkadaşı olan Hollandalı zoolog Tinbergen’le yaptığı çalışmalar sonucunda farklı davranış biçimlerinin uyum içinde bir araya gelerek tek bir eylem dizisi oluşturduğunu gösterdi. Lorenz, ortaya attığı kavramlarda türlerin davranış kalıplarının ekolojik etkilerle değişip gelişebileceğini bunun türün varlığının devamına yönelik uyarlanma konusunda yararlı olduğunu savundu. Lorenz, son yıllarda insan davranışları üzerine çalışırken hayvan dünyasından ve çevreden uzak kalmıyordu. 1989 yılında ölünceye kadar çevre ve çevrenin korunması üzerine çalışmalar da yaptı.
Kaynak:siberkedi
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
18/10/2009 - Nostradamus'un Yaşam Öyküsü/Nostradamus Kimdir.?
insanoglu her çagda gelecegi görenlere ilgi duymus, bu konuya her zaman önem vermistir. Günlük hayatimizda, hava durumunu dinlerken bile aslinda gelecegi bilme istegini tasiriz. Kehanet, içimizdeki maceraperestligi ve hayalgücümüzü harekete geçirir. Birçogumuz rüyalarin gelecegi gösterdigine inaniriz ve bilimadamlari da beynimizin bir bölgesinin olacaklari önceden tahmin etme isine ayrildigini söylerler. Belki de kehanet dedigimiz sey aslinda hepimizde meydana gelen basit bir kimyasal reaksiyondan baska bir sey degildir. Geçmiste bu beceriyi bir sanat haline getirebilen bir avuç büyük yetenekli insanin arasinda bir tanesinin özel yeri vardir. Bundan dört yüzyil önce Güney Fransa'da yasamis, daha çok ismininin Latince'ye çevrilmis hali olan Nostradamus adiyla taninan Michel de Nostredame özellikle içinde bulundugumuz yüzyilda büyük bir ün kazanmistir. Simya bilgini, kahin, tip doktoru, sifali bitkiler uzmani, kozmetiklerin ve meyveleri korumakta kullanilan maddelerin mucidi, bu 16. yüzyil Rönesans adami yüzyilimiza kadar olagandisi ve esrarengiz bir kisi olarak kalmistir. Bin kehaneti içeren on ciltlik "yüzyillar" adli eseri günümüze dek defalarca basilmis; ve sakladigi sirlann açiklanacagi günü beklemistir. Bir insanin gelecegi nasil bu kadar kesin bir sekilde görebildigi bilinmiyor.
Nostradamus 14 Aralik 1503 tarihinde Renee ve Jacques de Nostredame'in oglu Michel de Nostredame olarak dünyaya geldi. St.Remy sehrinde noter olan babasi sayesinde Provence'in zengin mutfagi ve babasinin arkadas sofralarindaki is konusmalari arasinda oldukça varlikli bir çocukluk dönemi yasadi.
Michel'in gelecegi görme yetenegi ilkönce büyükbabalari Jean de St.Remy ve Pierre de Nostredame tarafindan desteklenmisti. Jean ve Pierre, Kral Rene ve oglunun fizikçileriydiler; ve bir bilginler ve sanatçilar grubu ile beraber tüm Bati Avrupa'yi dolasmis, bu arada da iyi iki arkadas olmuslardi. Büyükbabasi Jean'in yaninda oturdugu süre içinde Eski Yunanca'yi, Latince'yi ve ibranice'yi ögrendi. Jean'in bu istekli ögrencisi özellikle Matematik ve Simya Bilimi konusuyla çok ilgiliydi. Jean torununa hemen her konuda ders veriyordu: Klasik edebiyat, tarih, tip, astroloji ve sifali otlarla tedavi. Nostradamus ilk defa Hiristiyan dünyasinda yasaklanan sanat ve bilimin tadini Yahudi Kabbalah'ini ve Simya'yi ögrenerek almis oluyordu. (Simya adi verilen bu bilim kolu "baz metalleri altina çevirme yöntemi" oldugu maskesi altinda gizlenmis ve yasaklanmisti). Jean ölünce Nostradamus eve döndü ve diger büyükbabasi egitimine devam etti. Michel Provence'da o siralarda bütün Avrupa'yi kasip kavuran savastan uzak bir çocukluk yasadi. 14 yasina geldiginde dedesi tarafindan egitimini sürdürmesi için bir önceki yüzyilda Papaligin baskenti olan Avignion'a gönderildi. Bos zamanlarini yenilenen Papalik kütüphanesinde büyü ve astroloji ile ilgili kitaplari okuyarak geçiriyordu. Bu ilahi bilimlere olan asiri ilgisi yüzünden arkadaslari arasinda "küçük astrolog" lakabi ile çagrilir oldu. Michel'in astrolojiyi ve Kopernik'in görüslerini açikça savundugu haberi Nostradamus'un ailesinde endiseye yol açti. Zira büyükbabalari eskiden Yahudiydi. Avrupa'da sofu Hiristiyanlarin isa'nin katlinin sorumlulugunun Yahudilere ait oldugunu ileri sürmesi ile ispanya'dan Yahudiler kovulmustu. Avrupa'nin geri kalanindakiler de Hiristiyan olmamalari halinde ayni akibete ugrayacaklari tehdidi altindaydi. Bu sebeplerden ötürü de bazi Yahudiler Hiristiyan olmayi tercih etmek zorunda kalmislardi. Nostradamus da bu nedenle hem Yahudi geleneklerine, hem de dis dünyadaki Hiristiyan yasayisina sahip bir çifte kültür içerisinde yetismisti. Babasi oglunun bu konulara olan ilgisinden endiselenince büyükbabasi simyanin yaninda fizigi de beraber götürürse fazla tepki görmeyecegini söyledi. 1522'de Montpellier üniversitesine tip okumaya gitti. Ondokuz yasindaki bu ögrenci dedelerinden aldigi egitimle öylesine doluydu ki kisa süre sonra ögretmenlerini yetersiz bulmaya basladi. Bu arada dedesinden agzini siki tutmayi da ögrenmisti. O zamanlar gözde tedavi yöntemleri olan kan akitmaya, müshil kullanmaya ve temizlige dikkat edilmemesine karsi olmasina ragmen karsilastigi dogma duvarini görünce sesini çikartmamayi tercih etti.
Tip diplomasini aldiktan sonra, meslegini yürütmek için tasraya, merakli gözlerden uzaga gitmeyi tercih etti. Kisa süre sonra köy köy dolasarak, tüm ülkeyi kasip kavuran sarbon illetiyle savasmaya basladi. Fransizlar karsilarinda görmeye alisik olmadiklari bir doktorla tanistilar. Kisa boylu, çevik ve kuvvetli, ciddi bakisli, pembe yanakli, genç, sakalli bir adam... Nostradamus alisilmisin disinda hastalarin arasinda uzun zaman harciyor, onlara temiz hava ve suyu tavsiye ediyor, bitki tedavileri uyguluyordu. Herkesin sasirdigi bir baska nokta ise, genç doktonin digerlerinin aksine hiç kimsenin damarlarini açip kan akitmamasiydi.
Salginin adeta izini sürerek bütün Güney Fransa'yi dolasti ve hiçbir sehri hastalik tamamen geçmeden terketmedi.
Nostradamus, bu çok basarili doktorluk kariyerinin yani sira bir astrolog olarak da ün salmisti. Soylular ona gelip burçlari hakkinda bilgi alirlardi. Soylu hanimlarin kendisini ziyaret nedeni ise, kozmetiklerdi. Ünlü klasik eserleri Fransizca'ya ilk çeviren de Nostradamus'tu. Sik sik doktorlar ve eczacilarin misafiri olur gündüzleri hastalari iyilestirir, geceleri ise büyü konusunda bildiklerini ögrenirdi. Bu insanlar da onun gibi eski Yahudilerdi. Simya ve tefsir gibi bilimlerle gizlice ugrasarak, Hiristiyanlarca mutlak kabul edilen soyut kavramlara açiklayici cevaplar ariyorlardi.
1529 yilinda Montpellier üniversitesine geri çagrilip, yaptigi tedaviler hakkinda açiklamalarda bulunmasi istenildi. Alisilmamis metotlarina karsi sert tepkiler almasina ragmen, tedavilerinin basarisi onu savunmaya yetti. Dekan tarafindan üniversitede bir kürsü ile ödüllendirilen Nostradamus üç yil kadar profesörlük yaptiktan sonra okutulmasi gereken metinlerin disina çiktigi için karsilastigi baskilar nedeniyle tekrar yola koyuldu.
1534'te Rönesans'in en büyük bilim adami ve düsünürlerinden Jules Cesar Scalinger tarafindan Agen'e davet edildi. Yeni memleketini çok seven Nostradamus burada da basarili doktorlugu ile dikkati çekti. Kisa süre içinde sehrin zengin aileleri kizlarini genç doktorla evlendirmek için yarisa girmislerdi. Adini bilmedigimiz genç, güzel ve alimli bir hanimla evlenen Nostradamus, üç yil boyunca mutlu bir evlilik hayati yasadi.
1537 yilinda sarbon bu sehre de ulastiginda Nostradamus basarili tecrübelerinin verdigi güvenle hastaliga karsi mücadeleye basladi. Bir gün zengin ve güçlü bir hastasini tedavi edip eve döndügünde esinin ve iki çocugunun yüksek atesleri oldugunu ve sarbona adini veren kömür rengi lekeleri gördü. Nedendir bilinmez, ne kadar çabaladiysa da kendi esini ve çocuklarini hastaligin pençesinden kurtaramadi. Doktorun bu trajik hikayesi sehirde hizla yayildi ve doktora karsi bir güvensizlik hatta kizginlik basladi. Bu kadar felaket yetmezmis gibi, mutlu günlerinde yaptigi bir saka basina bela olmustu. Bir gün bronz bir Meryem Ana heykelini döken isçiye söyledigi bir cümle, tam üç yil sonra yasadigi bu zor dönemde, dine bir hakaret olarak ortaya çikartilmisti. Nostradamus bu masum sakasini savunduysa da Engizisyon zihniyeti tasiyan kilise olaya büyük kusku ile bakti. Bunun üzerine Nostradamus sehri bir gece gizlice terk ederek kaçti. Kilisenin baskisindan kaçtigi sonraki alti yil boyunca önce italya'ya dogru yöneldi, sonra Bati ve Güney Avrupa'yi gezdi. Bu arada kendini kesfedip tanimaya basladi. Kahinlik kabiliyetlerinin gelistigi zaman da bu dönemdir.
1544 yilinda yasanan büyük bir sel felaketi sonrasinda her yana dagilan insan ve hayvan lesleri yüzünden yeniden yayilan salgina karsi tedavilerine, meslektaslarinin tüm karsi çikmalarina ragmen, bu sefer Aix sehrinde devam etti. Bu sehirde büyük itibar gördü ve birçok hediye aldi. Aldigi armaganlari kurtaramadigi hastalarin geride kalanlarina verdi. Aix sehrinin kahramani bu defa Lyons'a davet edildi. Salon sehrine dönüp hayatinin geri kalanini burada geçirdi. Bu güzel yerde karisini ve çocuklarini kaybettikten on yil sonra zengin bir dulla ikinci evliligi yapti. Artik hayati daha güvenli ve stressizdi. Evin en üst katini özel çalisma odasi haline getirmisti. Yillarca süren Avrupa gezileri sirasinda topladigi çesitli malzemeyi burada bir araya getirmisti. Usturlaplar,sihirli aynalar, su bulan çatallar, pirinç kaseler, eski kahinlerin tasarladigi üç ayakli sehpa Branchus... Nostradamus sehirde dindar bir Hiristiyan olarak taniniyordu. Günes battiktan çok sonra doktor, karisina iyi geceler diler, yukari, merakli gözlerden uzaktaki odasina çikip kendisini kilitlerdi. Halk zaman içinde her dini bütün Hiristiyan uyurken niye doktorun üst kattaki isiginin yandigini ve neler yaptigini merak etmeye baslamisti.
O koca pencerenin ardinda, titrek mum isiginda Astronomik takvimlere danisir, burçlarin rotasini çikartirdi. Bu denizcinin kullandigi yildizlar ve günesler onu bambaska bir denize, zamanin sularina götürüyordu. Durumun uygun oldugunu görürse, bu sefer, agzina kadar doldurulmus pirinç kaseyi karsisina alip, pirinç üç ayakli sehpa üzerinde çalismaya baslardi. Kendisini bütün düsüncelerden arindirir ve ince bir aleve yogunlasirdi. Daha sonra bir transa girer ve kasede kaynayan suyun sihirli kabarciklari arasinda yüzler sekiller ve yerler görürdü. Bu gördükleri Fransa'nin yasayacagi dini bir savasin gölgeleriydi. Bu ugursuz isaret, kahinin hayatinda, kaderin sularina atilmis, gittikçe büyüyen dalgalar yaratan büyülü bir tas etkisi yapti.
Nostradamus'un içinde, gördüklerini baskalariyla paylasmak için dayanilmaz bir istek vardi. Bunu gerçeklestirmek için 1550'de ilk almanakini yazdi. Bu kitapta on iki tane manzum dörtlük bulunuyordu. Her bir dörtlük gelecek yilin bir ayi ile ilgili genel bir kehanet içeriyordu. Kitap yayimlanir yayimlanmaz büyük ilgi gördü ve hayatinin sonuna kadar her yil bir almanak yazdi. Kisa zaman içinde, tüm ulasim güçlüklerine ve tehlikelere ragmen, Fransa'nin her yerinden kendisine danismaya gelen insanlar kapisinda kuyruklar olusturmaya baslamislardi.
Jean-Aymes de Chavigny adinda bir delikanli parlak bir politika ve hukuk kariyerinden vazgeçip kahinin asistani olmak için yanina gelmisti. Nostradamus'un kehanetlerini basilmadan önce redakte eden ve daha sonra ustasinin biyografisini yazan odur.
Belli bir süre sonra Nostradamus almanaklari yetersiz bulmaya basladi ve kiyamete kadar insanoglunun karsilasacagi her olayi içine alan bir eser fikrini Chavigny'ye açti. "Yüzyillar" adini tasiyacak olan bu eser her biri bin dörtlük, dolayisiyla bin kehanetten olusacak ciltlerden meydana gelecekti. 1554 yilinda yazmaya basladigi bu eserinin ilk bölümleri 1555'te yayinlanmaya basladi. Çok büyük bir tepkiyle karsilasmislardi. Kibar ve soylular Nostradamus'u bir deha olarak görürken, sade halk ve köylüler kendisini cehennemin akil çelen karmasik dörtlükleriyle insanlari etkilemeye çalisan, seytanin bir usagi olarak görüyordu. Meslektaslari için ise, bir utanç kaynagiydi. Düsünürlerin bazilari onu övüyor bazilari da hakaret ediyordu. Şairler ise bu Provence Fransizcasi, Latince, Yunanca ve italyanca karisimi ile yazilmis bu bilmece ve kelime oyunlari karsisinda sasirmislardi.
Kraliçe Catherine de Medici en sadik okuyucularindan biriydi. italyanlara yakisir bir merak ve entrikaciliga sahip bir insan olan kraliçenin Katolik Kilisesi'ne olan bagliligi mevkisinin gerektirdigi bir formaliteden baska bir sey degildi. Kendine ait dairesinde farkli bir dinin büyü ayinlerini düzenlerdi. Beraberindeki genç rahibeler ve astrologlarla sihirli aynasinin ardindan tanrilarina danisir, yasaklanmis sanatlarin yardimiyla gelecege isik tutacak isaretleri görür, bu sekilde ihtiraslarina hizmet ederdi. Kendinden önceki Mediciler gibi o da çocuklarinin dogru kisilerle evlenmelerini saglayarak Avrupa'ya hakim olma sabit fikrine sahipti.
Bir gün isaretlerin eskisi gibi iyi olmadiginin farkina vardi. Kocasi kral Henry II'nin geleceginde kara bulutlar görülüyordu. Kocasinin basina gelecek bir felakeç dört oglu ve üç kizi için de tehlikeli olabilirdi. Kraliçe "yüzyil"'in 35. dörtlügünde bahsedilen yasli aslanin kocasi olduguna inaniyordu. Kral karisinin büyüye olan meraki ile pek ilgilenmese de bu sefer kehanetten ötürü içine bir süphe düsmüstü. Saray müneccimi krala hiçbir turnuvaya katilmamasini, kendini tehlikeye atmamasini söylemisti. Bunun üzerine Nostradamus saraya davet edildi. Normal sartlarda en az iki ay sürmesi gereken yolculuk, kraliçenin emri ile her durakta arabanin atlarinin yenileri ile degistirilmesi ile bir ayda bitmisti. Hiç durmadan yol alan Nostradamus 15 Agustos 1556'da Paris'e ulasti.
Kraliçe kendisini büyük bir heyecanla karsiladi. Kral ise kahine sadece kibarlik çerçevesi içerisinde, gereken ilgiden fazlasini göstermedi. Nostradamus'un kendisini rahatlatmak için yaptigi açiklama ile yetindi. Kraliçe ise kahinle özel olarak saatlar boyu, astrolojiden büyüye, kehanetlere kadar birçok konuda uzun uzun sohbet etti. Kraliçe bu konudan fazlasiyla etkilenmisti. Nostradamus'un laboratuvarini, Sens Baspiskoposu'nun Paris'teki muhtesem sarayina tasimak için faaliyete giristi. Burada kendisinden kraliçenin çocuklarinin yildiz haritalarini çizip geleceklerini anlatmasini istemisti, oysa onlarin gelecekleri hakkinda Nostradamus zaten her seyi biliyordu. Kraliçe'ye tam olarak ne söyledigini bilmiyoruz ama kraliçe bundan yeterince tatmin olrnus ve gerekli önlemleri almisti.
Nostradamus kendine tahsis edilen saraya döndügü bir sirada yanina gelen bir hanim, Paris adliyesinin çalismalariyla ilgilendigini ve dikkat etmesi gerektigini söyledi. Bu uyariyla engizisyonun nefesini yeniden ensesinde hissetti ve derhal Salon sehrine geri dönmeye karar verdi. 1558'de "yüzyillar" adli çalismasini tamamlamisti. Son üç "yüzyil"in sagliginda basilmamasina karar vermisti. Kralin ölümünü haber veren, birinci yüzyilin otuzbesinci dörtlügü 1559 yilinda gerçeklesiyor ve Nostradamus'un ününü tüm Avrupa'ya yayiyordu. Bir yil sonrasinda ise tutuculugun zulmü ile karsi karsiya kalacakti. Bazi kitaplar onu sarlatanlik ve asilikle suçladilar. Bu kadar olumlu ve mizah anlayisina sahip bir insanin bu kadar karanlik bir gelecek çizmesi herkesi sasirtiyordu. Nostradamus kendi yazdigi savunmasinda, gelecekte gördügü bu siddetin bugünü daha olumlu yasamayi gerektirdigini ileri sürmüstü. Bu sirada hiç bitiremedigi ekstra iki cilt olan onbirinci ve onikinci "yüzyil"i yazmakla mesguldu. Genç ve dindar katolikler tarafindan sik sik camlari taslaniyor, giderek daha fazla siddete hedef oluyordu. Bu öylesine asiri bir noktaya geldi ki, kendi istegi ile ailesiyle beraber hapishanede korunmaya basladi. 1559'da bu kizginlik Nostradamus'un ünü ile ayni anda baslamisti.
Henry II kizkardesi Margarite ile Savoy Dükü'nün ve kizi ile ispanya Krali Philip'in çifte dügünleri onuruna düzenlenen eglenceler sirasinda, kehanetlere kulak asmayip, turnuvalara katildi. Kalabalik, büyük bir aslan resmiyle süslenmis altin renkli zirh içindeki krallarini seyretmek için toplanmisti. Üç yil öncesinin kehanetine önem veren tek kisi kraliçeydi. Kral her galibiyetinden sonra halki selamliyordu. Bu seferki rakibi kralin iskoç muhafizlarindan aslan amblemi tasiyan, genç bir yüzbasiydi. Kehaneti bilen yüzbasi affini istediyse de kralin israri üzerine çarpistilar ve yüzbasinin mizragi kralin migferinin arasindan gözüne saplanip onu öldürdü. Haber hizla Paris'te yayildi, sinirli kalabalik Nostradamus'un tasvirlerini yakip, Engizisyonun da onu yakmasini istediler.
Genç aslan yasli olani yenecek
Savas meydanindaki bir tek dögüste
Altin bir kafesin arasindan gözünü oyacak
iki yara bir olacak ve o acimasiz dögüste can verecek
("yüzyil 1" 35. Dörtlük)
Henry'nin ölümünden sonra saray mensuplari onuncu "yüzyil"'in 39. dörtlügünü gizlice birbirlerine aktarmaya basladilar. Birinci satirda bahsedilenin, iskoç prensesi Mary Stuart ile mutsuz bir evliligi olan, çekingen ve zayif bünyeli Francis II oldugunu artik herkes biliyordu. Sözü geçen dul ise simdiki Ana Kraliçe Catharine de Mediciden baskasi degildi.
Francis'in sagligi kötülesince Tuscany elçisi Floransa Düküne bir mektup yazip Nostradamus'un onun ölecegini haber verdigini hatirlatir. Bu mektup yerine ulastiktan üç gün sonra, yani onsekizinci dogumgününden kisa süre sonra Francis öldü.
Büyük ogul, bir dul, talihsiz bir evlilik ki
çocuk sahibi olamadilar
Birbiriyle anlasamayan iki ada
Onsekizinden önce, henüz resit degilken, digeri daba da gençken nisan olur.
Dörtlük, ileriki yillarda kendi kendini açiklamaya devam edecekti. "Çocuksuz" Mary Stuart iskoçya'ya dönüp kraliçe olur. Bu, iki ada kralligi arasinda sürtüsmeye neden olur. Yani Mary ile "çocuksuz" Kraliçe Elizabeth I arasinda. Charles IX, Fransa tahtinin bir sonraki varisi, dördüncü satirda bahsedilen "digeri"dir. Ölen kardesinden daha genç yasta, onbir yasindayken Avusturya hanedanindan Elizabeth ile nisanlanmisti.
Kesin olarak önceden bildirilen bu talihsizlikler kraliçenin Nostradamus'a olan saygisini bir kat daha arttirdi. Belki de onun kendisine, kocasinin ölümü ile baslayan bu felaketler zincirini önleyebilmek için bir çare bulmasini umuyordu. Nostradamus saraya çagrilarak burada saray bilgini ilan edilmis, bu sekilde kendisine maas baglandigi gibi kral tarafindan ikiyüz altin, ana kraliçe tarafindan da yüz altin ile ödüllendirilmisti.
Böylece Nostradamus kahinlik kariyerinin en üst noktasina erismis oluyordu. Haziran 1566'da, ilk kez saraya davet edildiginde yaptigi yorucu yolculuk sonrasi yakalandigi Gut hastaligi, bir kez daha ve daha ciddi olarak yakasina yapisiyordu. Yaklasan ölümünü hisseden Nostradamus 17 Haziran'da vasiyetini yazdirdi. Serveti üç bin dört yüz kirk dört altin olarak kayitlara geçti (o zaman için bu
oldukça büyük bir servetti). Mirasini esi, üç erkek ve üç kiz çocugu arasinda esit olarak paylastirdi. Bu arada her ihtimal vasiyette gözönüne alinmisti. Kizlardan birisinin evlenmeden önce beklenmedik ölümü halinde ne yapilacagi bile ayarlanmisti. Yatagini üst kata, çok sevdigi çalisma odasina tasimisti. Hasta ve yorgun vücudunu rahatça hareket ettirebilmesi için özel bir sira bile yaptirilmisti. Ayin yirmi besinde artik doktor Nostradamus, hastaliginin su toplama safhasina geçtiginin farkina vardi. Son duasini yapmak üzere Franciscan Manastiri'ndan çagirilan Rahip Vidal Nostradamus'un günah çikartmasini tek duyan insan oldu. Taniklarin anlattiklarindan ögrenilene göre, büyük bir istirap çekmesine ragmen sakin ve sessizdi. Geceyi yalniz geçirmek istedigini söyleyip ertesi sabaha kadar kimsenin odaya gelmemesini istedi. Yardimcisi Chavigny'nin "Niye yarin sabaha kadar?" sorusunu ise "Beni gün dogusunda canli bulamayacaksiniz" diye cevaplandirmisti.
Chavigny alt kata inerken ustasinin gri gözlerinde gördügü piriltinin bir haylazligin isareti olmasindan süphe ediyordu. Bu denli sakaci bir insan acaba ölüm döseginde de bir saka mi hazirliyordu.
Nostradamus son almanakindaki son kehanetinde söyle diyordu:
Elçilik görevinden dönüp kralin hediyesi yerine konunca,
Artik liiçbir sey yapamayacak, Tanri'ya gidecek
Yakin akrabalar, dostlar, kardesler
Onu yatagin ve siranin yaninda ölü bulacaklar.
Ertesi gün günes dogarken, Chavigny Nostradamus'un ailesi ve dostlari ile beraber üst kata çikti. Gelmis geçmis en büyük kahini yatagi ve yaptirdigi sirasi arasinda cansiz yatarken buldular.
Dul esi Anne, esinin son istegini yerine getirtti ve tabutunu dik biçimde Cordeliers de Salon kilisesinin duvarina gömdürttü. Böylece hiçbir saskin mezarinin üzerine basmayacakti. Ayrica su sözleri de Latince olarak, tabutunu örten 2.5 metre boyundaki mermer duvara yazdirtti:
"Burada bütün ölümlülerden farkli olarak, yildizlarin etkisiyle gelecegi gören kalemiyle olaylari kaydetmeye layik bulunmus meshur Michel Nostradamus yatiyor. Altmis iki yil, alti ay ve yedi gün yasadi. 1566'da Salon'da öldü. Gelecek nesiller onun istirahatini bozmasinlar. Anne Posart Gemelle esine gerçek mutluluk diler."
Kaynak:ufonet be
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
18/10/2009 - Dünyayı Aldatan İlim Adamları
Dünyayı Aldatan İlim Adamları
Bu yazımızda yaşadıkları 19. asırda fikirleri büyük revaç görmüş ve hakikatı buldukları zannedilerek din gibi benimsenmiş; fakat aradan geçen kısa süreler bile onları yalanlamaya yettiği için terk edilmiş bazı şahısları ele alacağız.
Dünyayı aldatanlar listesinde yer almaya layık gördüğümüz bu isimlerin birçok ortak özellikleri mevcut: Çoğu sıkı Hıristiyanlık eğitimi görmüş, fakat bu bozulmuş din onları tatmin etmediği için ateizmi seçmişler. İslâmiyeti bilmemekteydiler ve Hıristiyanlığa karşı çıkmalarına karşılık, İslâmiyet aleyhine tek bir ciddî tenkid dahi getirmemişler. Ancak ya tımarhaneye kapatılacak kadar ruhî dengeleri bozuk veya en azından garip bir şahsiyet yapısına sahipler.
Bu şahıslar; demografinin kurucusu Malthus, septisizmi başlatan Schopenhauer, diyalektizmi kuran Hegel, fenomenizmin babası Mill, evolüsyonizmin fikir sahibi Spencer ve ileride ele alacağımız pozivitizmin sahte peygamberi Comte ile nihilizm cereyanının sahte ermişi Nietzche'dir.
1. T.R.MALHTHUS (1766-1834) İngiliz Ekonomicisi... Anglikan papazıydı. 18. asır sonlarının çok gözde bir eğlencesi, mükemmel toplumlar hayal etmekti. Amerika'da ve Fransa'daki ihtilâl hareketleriyle doğan idealizm, bazı hayalci düşünürlere, insanın mükemmelliğe erişmesinin pek yakın olduğu ve dünyada bir cennet kurmanın kısa zamanda mümkün olacağı fikrini ilham etmişti.
Bu hayalci düşünürlerin içinde iki tanesi, İngiltere'de Godwin ve Fransa'da Condorcet, en fazla kalabalık toplayanlardı. Bunlara göre, insanlar yakında uykuya ve cinsiyete ihtiyaç duymayacak; ölüme çare bulunacak; savaş, suç, hastalık, bıkkınlık, kıtlık vs... dünyadan kalkacaktı.
Malthus'ün babası da bu fikirleri savunuyordu ve çocuğu ile sık sık tartışıyordu. Malthus, bu tartışmaları renklendirmek için çeşitli fikirler ileri sürüyordu. Daha sonra bunları, babasının teşviki ile yayınlayacak ve ünlü "nüfus teorisi" ortaya çıkacaktı. Malthus, o zamanın hayalci görüşlerini çürütmek için birtakım aşırı fikirler ileri sürüyordu. Bu teori, o zamanki İngiliz zenginlerinin menfaatlerine pek uygun düştüğünden büyük yankı uyandırdı ve bu buluşundan dolayı 1805 yılında Halleyburg Üniversitesi'nin profesörlüğüne getirildi.
Bu teoriye göre, insanların aç ve fakir oluşlarının sebebi, nüfusun çokluğuydu. Büyük çoğunluk ölürse, açlık ve fakirlik ortadan kalkacaktı. Malthus'ün "nüfus kanunu" adını verdiği bu insanlık ve ilim dışı iddiaya göre, insanlar geometrik bir oranla (1.2.4.8.16 gibi) üremekte, buna karşılık ziraî üretim aritmetik bir oranda (1.2.3.4.5 olarak) artmaktaydı. Açlık ve fakirliğin sebebi buydu. Meselenin halli mi? Bunun için, insanlar eşit olmamalı, fakirlere yardım edilmemeli, ölümü önleyici tedbirler alınmamalıydı. Sonra fakirler niçin evleniyordu. Cinsî perhiz onlar için en uygun yoldu.
Görüldüğü gibi Papaz Malthus, geometrik ve aritmetik oran gibi tamamen hayâl mahsûlü sözlere dayanarak kâinatta olup bitenlerin hepsini açıklayabilecek bir anahtar (!) keşfetmiş, fakirliğin ilmî sebeplerini izah edecek, sözde mantıkî cevap bulmuştu. Halbuki bugün, gıda üretiminin nüfusa oranla çok daha büyük bir hızla arttığını herkes bilmektedir. Ekonomik buhranlar, üretim azlığından değil, tam aksine çokluğundan doğmaktadır.
Malthus, nüfus artışına örnek olarak Amerika'yı göstermiştir. Fakat bu artışın, doğumdan ziyade göçlerden meydana geldiğini görmek istememiştir.
Tarihin tetkiki de Malthus'ü yalanlamıştır. Sözgelimi (M.S.) 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nun bazı eyâletlerinde nüfus azalmıştı. Rostoutzeff'e göre: "Nüfus azalınca, imparatorluğun umumî mahsûlü gittikçe düzenini kaybetti. Böylece kıtlık baş gösterdi, endüstri yıkılmaya başladı. Giderek hızlanan bu yıkılmayı artık hiçbir şey durduramadı."
Bugünkü Fransa'yı da örnek olarak gösterebiliriz. Biliyoruz ki 19. asırdan beri Fransa'nın nüfusu, diğer milletlere göre pek az artmıştır. Fransız uzmanlara göre nüfusun bu derece az çoğalması şu neticeleri doğurmuştur. "Millî zenginliğin artışı, nüfusu hızla çoğalan ülkelere göre daha az bir nisbette olmuştur. Ücretler de daha az bir artma göstermiştir. kısacası Fransa'da nüfusun artmaması, ekonomik gelişmeye engel olmuştur."
1800 yıllarında, yani Malthus'ün bu konuları yazdığı sırada, dünya nüfusu 2 milyar olarak tahmin ediliyor. Aradan geçen 190 senede bu sayı 5 milyara yükselmiştir. Buna karşılık sanayi inkılabı sayesinde mamül madde üretiminde muazzam bir artış olmuş, bu maddeler sanayileşmiş ülkelerden gelen gıda maddeleri ve hammadde ile mübadele edilmiştir. Hareketliliği artırmak üzere her çeşit taşıma araçları geliştirilmiştir. Fazla nüfus, göç yoluyla yeni gelişen ülkelere aktarılmıştır. Şu halde Malthus'ün dehşet verici tahminleri ya gecikmiş veya belirsiz bir zamana kalmıştır.
Gıda üretimi ise, Malthus'ün devrinden bu yana, — teorisinin aksine — muazzam miktarda artmıştır. Bu sahada otorite olanların bildirdiklerine göre; daha verimli metodlarla, boş arazinin sulanması ve işlenmesiyle, hayvanî gıdalar yerine nebatî gıdaların geçmesiyle, haşaratla daha iyi mücadele etmekle ve tekniğin ziraatte kullanılmasıyla, bu miktarın önemli ölçülerde arttırılması da mümkündür. ABD ve Kanada'daki ihtiyaç fazlası olan tahıl üretimi bile, Malthus'ün teorisini iflâs ettirmeye kâfidir.
Yaşadığı yıllarda teorisi büyük kabul gören ve profesörlüğe getirilen Malthus'un kehanetlerinin hiçbiri gerçekleşmedi. Böylelikle her bakımdan temelsiz ve saçma olan ünlü nüfus teorisi de, tarih müzesinde yerini aldı.
2. A. SCHOPENHAUER (1788-1860) Alman filozofu... Schopenhauer'in büyük babası, Danzig'in zenginlerindendi; fakat iflâs etmişti. Büyükannesi ise delirmişti. Onların dört oğlundan birincisi aptaldı, ikincisi de aklını kaçırmıştı. Heinrich adındaki dördüncü oğul ise, Schopenhauer'ün babasıydı ve oldukça başarılı bir işadamıydı. Fakat bir gün kendisini mağazasının arkasındaki kanalda ölü buldular; bu suretle onun da intihar etmiş olduğu anlaşıldı.Schopenhauer'un annesine gelince, Johanna Trosiener adını taşıyan bu dul kadın, Almanya'da romanlarıyla kendini tanıtmış, dünya nimetlerine düşkün bir yazardı; bencil, oynak, analık şefkatinden mahrum bir yaratıktı. Goethe, bu kadına oğlunun ilerde ünlü bir adam olacağını söylemişti; fakat o, "Bir aileden iki dâhi çıkmaz!" diyerek hem buna inanmadı, hem de kendinin de bir dâhi olduğunu anlatmak istedi. Hattâ bir gün oğlunu merdivenlerden aşağı itti ve sakatlanmasına sebep oldu. Schopenhauer, kendini rakip gören annesinin yanından ayrıldı ve 24 yıl boyunca onu görmedi.
1818'de "İrade ve Tasavvur Olarak Dünya" adındaki büyük eserini yayınladı ve bu eseri bitirdikten sonra, İtalya'ya seyahat etti. Venedik'te kaldı; burada modern hayata daldı. Metresiyle gezerken, kendisi gibi kötümser olan İngiliz şairi Byron'la tanıştı ve onunla sefahet âlemlerine daldı. Fakat bir süre sonra Berlin'e geldi ve buradaki üniversitede doçent oldu. Hegel'le mücadeleye girişti. Verdiği dersleri, Hegel'le aynı saatlere koydurdu. Amacı, Hegel'in talebelerini kendi dershanesine çekmekti. Fakat umduğu olmadı; âdeta boş sıralar karşısında kaldı. Öfkelendi ve kötümserliği daha da arttı.
1820-1839 yılları arasında meyus, serseri ve kısır bir hayat geçirdi; sıhhatinden ve insanlardan şüphelenmeye başladı. Berlin'e yayılmış olan koleradan çok korkuyordu. Her yerde gözüne hırsızlar, dolandırıcılar görünüyor, gece yarıları parasını saklayacak yerler arıyordu. Hattâ silahları ile yatıyor, hiçbir şeye güven duymuyor; günlük masraflarını kimse anlamasın diye Yunanca ve Latince kaydediyor; cimrice ve âdeta tımarhanelik bir akıl hastası gibi yaşıyordu. Pipolarını dolapta kitliyor ve berberin usturasından korkarak kendi kendini traş etmek zorunda kalıyordu.
1831 yılında kolera yüzünden Hegel gibi Berlin'den kaçtı, Frankfurt'a yerleşti. Burada bekâr olarak çekici ve iddiacı bir dille ünlü filozofların, kadınların, dinin, aşkın, âdetlerin aleyhinde şiddetli hücumlarla dolu yazılar yazdı. Daha sonra bir ailenin yanında iki odalı bir pansiyona yerleşti. Burada tam 30 yıl köpeği ile beraber, insanlardan uzak yaşadı. Büyüye ve spiritizme de inanıyor ve hayat tarzında Kant'ı taklid ediyordu.
En büyük rakibi olarak gördüğü Hegel'e ömrü boyunca sövüp saydı. Onu, şarlatan ve sefil bir yaratık diye nitelendiriyor; teorisinin demagogların işine yarayan skolastik ve ukâlaca bir şiirden başka bir şey olmadığını iddia ediyordu. 1851'de "Meze ve Artıklar" adlı eseri ve daha sonrakiler ile şöhrete kavuştu. Hep bu anı beklemişti. Yaşı yetmişi bulmuştu; fakat yıllarca beklediği ve nihayet kazandığı şöhret, onu bir çocuk gibi sevindirdi. Yemeklerden sonra flütünü çalmaya; dostlarına, kendi hakkındaki en küçük haberleri bile göndermelerini rica etmeye başladı.
Schopenhauer, aşktan, aile ve hattâ vatan sevgisinden mahrum bir insandı. Kibirli olduğu kadar da öfkeli ve hesabını pek iyi bilen bir hasisti. "İhtiyaç içinde olan bir arkadaşı hakiki dost saymam; o bir borç isteyendir sadece" diye düşünen ve "İnsanın bilgisi arttıkça ıstırabının da artacağına" inanan bu kötümser insan, aynı zamanda herşeyden şüphelenen bir paranoiddi. Bu durumdan ölünceye kadar kurtulamamıştı. Aklına geleni çekinmeden söyler, özenle giyinir, birtakım aşağılık cinsî münasebetlerden zevk alırdı. Son derece hırslı ve kavgacı bir şahsiyete sahipti.
Ona göre, kâinatı idare eden şey, kör ve akıldışı bir iradeydi. Tabiatta ve cemiyette hiçbir kanunîlik yoktu, ilmi bilme de imkânsızdı. Tarihte ilerleme yoktu, halk tiksinilecek bir yığındı. Diyordu ki: Hayat demek, iş demektir. İş de mücadele etmektir. Mücadele ise boştur. O halde hayat sefalettir... Ayni, kendi hayatı gibi.
3. FRIEDRICH HEGEL (1770-1831) Alman filozofu... Onun düşüncesinde, idealizmle materyalizm birbirini yalanlayarak çelişip dururlar. Hegel'in şahsiyetinin teşekkülünde birçok ikilikler vardır ve bunlar düşüncesine yansımıştır. Stuttgart'ta bir mal memuru olan babası, onu Protestan papazı yapmak istemişti. Hegel 18 yaşındayken ilâhiyat fakültesine girmiş ve 5 yıl okumuştur. Bu eğitimin şekillendirdiği mistik yapı, bir süre sonra zıttına dönüşmüş, başta Hristiyanlık olmak üzere her türlü inancı inkâr eden bir tanrıtanımazlığa varmıştır. Hegel daha sonra, maddeciliğin de yetersiz olduğunu görerek, yeniden (ama daha yüksek seviyede) idealizme ulaşırken, gerçekte akıldışı olan herşeyi çürütmek ve dünyadaki akıl denilen insanî melekeyi hâkim kılmak istemiştir.
Hegel'e göre fikirde üç hareket vardır: Tez, antitez, sentez... Dünya fikir hayatında kurduğu diyalektiği, komünistler aynen benimsemişlerdir. Ama onun maddeden ruha geçiş yolunu tıkayarak ve böylece fikir namusuna kıyarak... Hegel materyalisttir, her şeyi maddede bulur, ama maddeyi tahkik ede ede, bundan bir üst inanışa yol bırakır. Arar, bulur ve tasdik eder. Bulamadığı zaman ise yolu oraya kıvırır ve orada bırakır.
Hegel felsefesini Alman devleti himaye etmiş ve bu felsefeyi aykırı düşünmeye engel olacak kadar resmî bir görüş saydırmıştır. Zaten Hegel, daima kuvvet ve düzenin dostu olmuş, gerçekçi ve dış hayattan çekingen, oldukça soğuk ve sert biri olarak, içten kuvvetli bir hayal gücüyle düşünmüştür.
Zamanında ve ölümünden bir süre sonra Almanya'nın resmî ideolojisi halindeydi. Öyle ki, üniversite hocalarının çoğu onun görüşlerini savunuyordu. Fakat daha sonra dünyayı aldatan diğer kişilerin âkıbetine uğradı ve "Hegel felsefesi" yıkıldı. Bunda, kendi felsefesinde bıraktığı açık noktalar yanında; müşahede ve tecrübeye dayalı ilimlerin Hegel ekolüne karşı koyuşunu ve tabiat ilimlerinin gelişmesini, bir de tarih araştırmalarının neticelerini gösterebiliriz.
4. JOHN STUART MILL (1806-1873) İngiliz filozofudur. Tarihçi, iktisatçı ve psikolog olan James Mill'in oğludur. Babası, kendisine fikir arkadaşı yapmak ve doktrinlerini onun şahsında sürdürmek amacıyla daha pek küçük yaşta düşünmeye ve öğrenmeye alıştırmıştı. Çocuğun hislerini körletip sadece zihnini geliştirme gayesi güden bu eğitim tarzı, onu düşünen bir robot haline getirmişti. Mill, daha 3 yaşındayken birçok Yunanca kelime ve matematik öğrenmiş ve 7 yaşına kadar hemen hemen bütün eski Roma ve Yunan sanat eserlerini okumuştu.Mill'in sıhhat durumu pek bozuktu. A. Comte'a yazdığı mektuplarda, daima yorgunluğundan söz ederdi. Bir ara ağır bir buhran geçirdi.Mill, hiçbir okul ve üniversiteye gitmeden yalnız babasının öncülüğü sayesinde yetişmişti. Çocukluğunda hiçbir dini eğitim almadığını söylüyordu. Aşırı çalışmakla geçen kuru ve hisden uzak hayatı yüzünden, 20 yaşında bir zihin yorgunluğuna tutuldu.Mill'e göre, insan, ancak vak'aları idrak edebilir, onun ötesine geçemez ve kendiliğinden bir şeyi bilemezdi. İdrakin dışında hiçbir objektif hakikatın olmadığını iddia ederdi. Yani maddî dünyanın şuurumuzun bir faraziyesi olduğunu, objektif hakikatin biz onu idrak ettiğimiz için mevcut bulunduğunu söylerdi.
Mill, hürriyetin sadece yetenekleri gelişmiş insanlar için olduğunu, halk yığınlarının buna layık olmadığını belirtiyordu. Ona göre en üstün iyi, faydadır. İyiyi kötüden ayıracak ölçü, fayda ölçüsüdür. Mill, yaşadığı yıllarda birçok düşünürü peşine taktı ise de, bugün taraftarı kalmamıştır.
5. HERBERT SPENCER (1820-1903) İngiliz filozofudur. Babası, imânsız ve dinsiz denilecek kadar inançsız bir insandı. Oğluna da dinsizliği aşılamaya gayret etti.Spencer, Darwinciliğin tesirinde kaldı. Sosyal Darwinizme geçişi temsil eder. O, toplumların sunî kurulmuş birlikler olmayıp, kendiliklerinden var olduklarını savunur.
Spencer'in felsefe tarihinde evrimcilik (evolüsyonizm) adını alan bütün bu görüşleri, son çağda pek çok hücuma uğramış ve birçok tartışmalara yol açmıştır. Eserleri, Avrupa dillerinin hemen hepsine çevrilmiş ve birçok defa da basılmış olan Spencer, ihtiyarlık yıllarında şöhret peşinde koşmaktansa, hayatın kolay elde edilir nimetlerinden faydalanmaya çalışmadığı için üzüntü duymuş ve emeklerinin boşa gittiğini düşünmüştü.
Necip Fazıl'a göre; Spencer'in evrimciliği; ilk ve son illiyet noktasından mahrum, başın ve sonun hesabını vermekten müstağni, uçları görünmez tek çizgi üzerinde bir tecrübecilik usulüne dayanır; ve artık hiçbir şeyi halledemez durumda çırpınan metafizik arayış cehdinin toprağa inmesi ve tatbikî bir dehaya kavuşması şeklinde tecelli eder.
KAYNAKLAR1. Filozoflar Ansiklopedisi. Cemil Sena (4 cilt)2. Felsefe Ansiklopedisi. Düşünürler Bölümü. Orhan Hançerlioğlu (2 cilt)3. Çağdaş Felsefe. Prof. Bedia Akarsu.4. Sosyoloji Tarihi. Prof. N.Ş. Kösemihal.5. Düşünce Tarihi. Orhan Hançerlioğlu.6. Dünyayı Değiştiren Kitaplar. Robert B. Downs.7. Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu. Necip Fazıl Kısakürek.8. Filozofların Özellikleri. Prof. Dr. Nihat Keklik
Sefa Saygılı (Doç. Dr.)
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/6/2009 - Nostradamus'un Yaşam Öyküsü...
insanoglu her çagda gelecegi görenlere ilgi duymus, bu konuya her zaman önem vermistir. Günlük hayatimizda, hava durumunu dinlerken bile aslinda gelecegi bilme istegini tasiriz. Kehanet, içimizdeki maceraperestligi ve hayalgücümüzü harekete geçirir.
Birçogumuz rüyalarin gelecegi gösterdigine inaniriz ve bilimadamlari da beynimizin bir bölgesinin olacaklari önceden tahmin etme isine ayrildigini söylerler. Belki de kehanet dedigimiz sey aslinda hepimizde meydana gelen basit bir kimyasal reaksiyondan baska bir sey degildir.
Geçmiste bu beceriyi bir sanat haline getirebilen bir avuç büyük yetenekli insanin arasinda bir tanesinin özel yeri vardir. Bundan dört yüzyil önce Güney Fransa'da yasamis, daha çok ismininin Latince'ye çevrilmis hali olan Nostradamus adiyla taninan Michel de Nostredame özellikle içinde bulundugumuz yüzyilda büyük bir ün kazanmistir.

Simya bilgini, kahin, tip doktoru, sifali bitkiler uzmani, kozmetiklerin ve meyveleri korumakta kullanilan maddelerin mucidi, bu 16. yüzyil Rönesans adami yüzyilimiza kadar olagandisi ve esrarengiz bir kisi olarak kalmistir. Bin kehaneti içeren on ciltlik "yüzyillar" adli eseri günümüze dek defalarca basilmis; ve sakladigi sirlann açiklanacagi günü beklemistir. Bir insanin gelecegi nasil bu kadar kesin bir sekilde görebildigi bilinmiyor.
Nostradamus 14 Aralik 1503 tarihinde Renee ve Jacques de Nostredame'in oglu Michel de Nostredame olarak dünyaya geldi. St.Remy sehrinde noter olan babasi sayesinde Provence'in zengin mutfagi ve babasinin arkadas sofralarindaki is konusmalari arasinda oldukça varlikli bir çocukluk dönemi yasadi.
| Michel'in gelecegi görme yetenegi ilkönce büyükbabalari Jean de St.Remy ve Pierre de Nostredame tarafindan desteklenmisti. Jean ve Pierre, Kral Rene ve oglunun fizikçileriydiler; ve bir bilginler ve sanatçilar grubu ile beraber tüm Bati Avrupa'yi dolasmis, bu arada da iyi iki arkadas olmuslardi. Büyükbabasi Jean'in yaninda oturdugu süre içinde Eski Yunanca'yi, Latince'yi ve ibranice'yi ögrendi. Jean'in bu istekli ögrencisi özellikle Matematik ve Simya Bilimi konusuyla çok ilgiliydi. Jean torununa hemen her konuda ders veriyordu: Klasik edebiyat, tarih, tip, astroloji ve sifali otlarla tedavi. Nostradamus ilk defa Hiristiyan dünyasinda yasaklanan sanat ve bilimin tadini Yahudi Kabbalah'ini ve Simya'yi ögrenerek almis oluyordu. (Simya adi verilen bu bilim kolu "baz metalleri altina çevirme yöntemi" oldugu maskesi altinda gizlenmis ve yasaklanmisti). Jean ölünce Nostradamus eve döndü ve diger büyükbabasi egitimine devam etti. Michel Provence'da o siralarda bütün Avrupa'yi kasip kavuran savastan uzak bir çocukluk yasadi. 14 yasina geldiginde dedesi tarafindan egitimini sürdürmesi için bir önceki yüzyilda Papaligin baskenti olan Avignion'a gönderildi. Bos zamanlarini yenilenen Papalik kütüphanesinde büyü ve astroloji ile ilgili kitaplari okuyarak geçiriyordu. Bu ilahi bilimlere olan asiri ilgisi yüzünden arkadaslari arasinda "küçük astrolog" lakabi ile çagrilir oldu. Michel'in astrolojiyi ve Kopernik'in görüslerini açikça savundugu haberi Nostradamus'un ailesinde endiseye yol açti. Zira büyükbabalari eskiden Yahudiydi. Avrupa'da sofu Hiristiyanlarin isa'nin katlinin sorumlulugunun Yahudilere ait oldugunu ileri sürmesi ile ispanya'dan Yahudiler kovulmustu. Avrupa'nin geri kalanindakiler de Hiristiyan olmamalari halinde ayni akibete ugrayacaklari tehdidi altindaydi. Bu sebeplerden ötürü de bazi Yahudiler Hiristiyan olmayi tercih etmek zorunda kalmislardi. Nostradamus da bu nedenle hem Yahudi geleneklerine, hem de dis dünyadaki Hiristiyan yasayisina sahip bir çifte kültür içerisinde yetismisti. Babasi oglunun bu konulara olan ilgisinden endiselenince büyükbabasi simyanin yaninda fizigi de beraber götürürse fazla tepki görmeyecegini söyledi. 1522'de Montpellier üniversitesine tip okumaya gitti. Ondokuz yasindaki bu ögrenci dedelerinden aldigi egitimle öylesine doluydu ki kisa süre sonra ögretmenlerini yetersiz bulmaya basladi. Bu arada dedesinden agzini siki tutmayi da ögrenmisti. O zamanlar gözde tedavi yöntemleri olan kan akitmaya, müshil kullanmaya ve temizlige dikkat edilmemesine karsi olmasina ragmen karsilastigi dogma duvarini görünce sesini çikartmamayi tercih etti. |
Tip diplomasini aldiktan sonra, meslegini yürütmek için tasraya, merakli gözlerden uzaga gitmeyi tercih etti. Kisa süre sonra köy köy dolasarak, tüm ülkeyi kasip kavuran sarbon illetiyle savasmaya basladi. Fransizlar karsilarinda görmeye alisik olmadiklari bir doktorla tanistilar. Kisa boylu, çevik ve kuvvetli, ciddi bakisli, pembe yanakli, genç, sakalli bir adam... Nostradamus alisilmisin disinda hastalarin arasinda uzun zaman harciyor, onlara temiz hava ve suyu tavsiye ediyor, bitki tedavileri uyguluyordu. Herkesin sasirdigi bir baska nokta ise, genç doktonin digerlerinin aksine hiç kimsenin damarlarini açip kan akitmamasiydi.
Salginin adeta izini sürerek bütün Güney Fransa'yi dolasti ve hiçbir sehri hastalik tamamen geçmeden terketmedi.
Nostradamus, bu çok basarili doktorluk kariyerinin yani sira bir astrolog olarak da ün salmisti. Soylular ona gelip burçlari hakkinda bilgi alirlardi. Soylu hanimlarin kendisini ziyaret nedeni ise, kozmetiklerdi. Ünlü klasik eserleri Fransizca'ya ilk çeviren de Nostradamus'tu. Sik sik doktorlar ve eczacilarin misafiri olur gündüzleri hastalari iyilestirir, geceleri ise büyü konusunda bildiklerini ögrenirdi. Bu insanlar da onun gibi eski Yahudilerdi. Simya ve tefsir gibi bilimlerle gizlice ugrasarak, Hiristiyanlarca mutlak kabul edilen soyut kavramlara açiklayici cevaplar ariyorlardi.
1529 yilinda Montpellier üniversitesine geri çagrilip, yaptigi tedaviler hakkinda açiklamalarda bulunmasi istenildi. Alisilmamis metotlarina karsi sert tepkiler almasina ragmen, tedavilerinin basarisi onu savunmaya yetti. Dekan tarafindan üniversitede bir kürsü ile ödüllendirilen Nostradamus üç yil kadar profesörlük yaptiktan sonra okutulmasi gereken metinlerin disina çiktigi için karsilastigi baskilar nedeniyle tekrar yola koyuldu. |
1534'te Rönesans'in en büyük bilim adami ve düsünürlerinden Jules Cesar Scalinger tarafindan Agen'e davet edildi. Yeni memleketini çok seven Nostradamus burada da basarili doktorlugu ile dikkati çekti. Kisa süre içinde sehrin zengin aileleri kizlarini genç doktorla evlendirmek için yarisa girmislerdi. Adini bilmedigimiz genç, güzel ve alimli bir hanimla evlenen Nostradamus, üç yil boyunca mutlu bir evlilik hayati yasadi.
1537 yilinda sarbon bu sehre de ulastiginda Nostradamus basarili tecrübelerinin verdigi güvenle hastaliga karsi mücadeleye basladi. Bir gün zengin ve güçlü bir hastasini tedavi edip eve döndügünde esinin ve iki çocugunun yüksek atesleri oldugunu ve sarbona adini veren kömür rengi lekeleri gördü. Nedendir bilinmez, ne kadar çabaladiysa da kendi esini ve çocuklarini hastaligin pençesinden kurtaramadi. Doktorun bu trajik hikayesi sehirde hizla yayildi ve doktora karsi bir güvensizlik hatta kizginlik basladi. Bu kadar felaket yetmezmis gibi, mutlu günlerinde yaptigi bir saka basina bela olmustu. Bir gün bronz bir Meryem Ana heykelini döken isçiye söyledigi bir cümle, tam üç yil sonra yasadigi bu zor dönemde, dine bir hakaret olarak ortaya çikartilmisti. Nostradamus bu masum sakasini savunduysa da Engizisyon zihniyeti tasiyan kilise olaya büyük kusku ile bakti. Bunun üzerine Nostradamus sehri bir gece gizlice terk ederek kaçti. Kilisenin baskisindan kaçtigi sonraki alti yil boyunca önce italya'ya dogru yöneldi, sonra Bati ve Güney Avrupa'yi gezdi. Bu arada kendini kesfedip tanimaya basladi. Kahinlik kabiliyetlerinin gelistigi zaman da bu dönemdir.
1544 yilinda yasanan büyük bir sel felaketi sonrasinda her yana dagilan insan ve hayvan lesleri yüzünden yeniden yayilan salgina karsi tedavilerine, meslektaslarinin tüm karsi çikmalarina ragmen, bu sefer Aix sehrinde devam etti. Bu sehirde büyük itibar gördü ve birçok hediye aldi. Aldigi armaganlari kurtaramadigi hastalarin geride kalanlarina verdi. Aix sehrinin kahramani bu defa Lyons'a davet edildi. Salon sehrine dönüp hayatinin geri kalanini burada geçirdi. Bu güzel yerde karisini ve çocuklarini kaybettikten on yil sonra zengin bir dulla ikinci evliligi yapti. Artik hayati daha güvenli ve stressizdi. Evin en üst katini özel çalisma odasi haline getirmisti. Yillarca süren Avrupa gezileri sirasinda topladigi çesitli malzemeyi burada bir araya getirmisti. Usturlaplar,sihirli aynalar, su bulan çatallar, pirinç kaseler, eski kahinlerin tasarladigi üç ayakli sehpa Branchus... Nostradamus sehirde dindar bir Hiristiyan olarak taniniyordu. Günes battiktan çok sonra doktor, karisina iyi geceler diler, yukari, merakli gözlerden uzaktaki odasina çikip kendisini kilitlerdi. Halk zaman içinde her dini bütün Hiristiyan uyurken niye doktorun üst kattaki isiginin yandigini ve neler yaptigini merak etmeye baslamisti.
O koca pencerenin ardinda, titrek mum isiginda Astronomik takvimlere danisir, burçlarin rotasini çikartirdi. Bu denizcinin kullandigi yildizlar ve günesler onu bambaska bir denize, zamanin sularina götürüyordu. Durumun uygun oldugunu görürse, bu sefer, agzina kadar doldurulmus pirinç kaseyi karsisina alip, pirinç üç ayakli sehpa üzerinde çalismaya baslardi. Kendisini bütün düsüncelerden arindirir ve ince bir aleve yogunlasirdi. Daha sonra bir transa girer ve kasede kaynayan suyun sihirli kabarciklari arasinda yüzler sekiller ve yerler görürdü. Bu gördükleri Fransa'nin yasayacagi dini bir savasin gölgeleriydi. Bu ugursuz isaret, kahinin hayatinda, kaderin sularina atilmis, gittikçe büyüyen dalgalar yaratan büyülü bir tas etkisi yapti.
Nostradamus'un içinde, gördüklerini baskalariyla paylasmak için dayanilmaz bir istek vardi. Bunu gerçeklestirmek için 1550'de ilk almanakini yazdi. Bu kitapta on iki tane manzum dörtlük bulunuyordu. Her bir dörtlük gelecek yilin bir ayi ile ilgili genel bir kehanet içeriyordu. Kitap yayimlanir yayimlanmaz büyük ilgi gördü ve hayatinin sonuna kadar her yil bir almanak yazdi. Kisa zaman içinde, tüm ulasim güçlüklerine ve tehlikelere ragmen, Fransa'nin her yerinden kendisine danismaya gelen insanlar kapisinda kuyruklar olusturmaya baslamislardi.
Jean-Aymes de Chavigny adinda bir delikanli parlak bir politika ve hukuk kariyerinden vazgeçip kahinin asistani olmak için yanina gelmisti. Nostradamus'un kehanetlerini basilmadan önce redakte eden ve daha sonra ustasinin biyografisini yazan odur. Belli bir süre sonra Nostradamus almanaklari yetersiz bulmaya basladi ve kiyamete kadar insanoglunun karsilasacagi her olayi içine alan bir eser fikrini Chavigny'ye açti. "Yüzyillar" adini tasiyacak olan bu eser her biri bin dörtlük, dolayisiyla bin kehanetten olusacak ciltlerden meydana gelecekti. 1554 yilinda yazmaya basladigi bu eserinin ilk bölümleri 1555'te yayinlanmaya basladi. Çok büyük bir tepkiyle karsilasmislardi. Kibar ve soylular Nostradamus'u bir deha olarak görürken, sade halk ve köylüler kendisini cehennemin akil çelen karmasik dörtlükleriyle insanlari etkilemeye çalisan, seytanin bir usagi olarak görüyordu. Meslektaslari için ise, bir utanç kaynagiydi. Düsünürlerin bazilari onu övüyor bazilari da hakaret ediyordu. Şairler ise bu Provence Fransizcasi, Latince, Yunanca ve italyanca karisimi ile yazilmis bu bilmece ve kelime oyunlari karsisinda sasirmislardi.
Kraliçe Catherine de Medici en sadik okuyucularindan biriydi. italyanlara yakisir bir merak ve entrikaciliga sahip bir insan olan kraliçenin Katolik Kilisesi'ne olan bagliligi mevkisinin gerektirdigi bir formaliteden baska bir sey degildi. Kendine ait dairesinde farkli bir dinin büyü ayinlerini düzenlerdi. Beraberindeki genç rahibeler ve astrologlarla sihirli aynasinin ardindan tanrilarina danisir, yasaklanmis sanatlarin yardimiyla gelecege isik tutacak isaretleri görür, bu sekilde ihtiraslarina hizmet ederdi. Kendinden önceki Mediciler gibi o da çocuklarinin dogru kisilerle evlenmelerini saglayarak Avrupa'ya hakim olma sabit fikrine sahipti.
Bir gün isaretlerin eskisi gibi iyi olmadiginin farkina vardi. Kocasi kral Henry II'nin geleceginde kara bulutlar görülüyordu. Kocasinin basina gelecek bir felakeç dört oglu ve üç kizi için de tehlikeli olabilirdi. Kraliçe "yüzyil"'in 35. dörtlügünde bahsedilen yasli aslanin kocasi olduguna inaniyordu. Kral karisinin büyüye olan meraki ile pek ilgilenmese de bu sefer kehanetten ötürü içine bir süphe düsmüstü. Saray müneccimi krala hiçbir turnuvaya katilmamasini, kendini tehlikeye atmamasini söylemisti. Bunun üzerine Nostradamus saraya davet edildi. Normal sartlarda en az iki ay sürmesi gereken yolculuk, kraliçenin emri ile her durakta arabanin atlarinin yenileri ile degistirilmesi ile bir ayda bitmisti. Hiç durmadan yol alan Nostradamus 15 Agustos 1556'da Paris'e ulasti.
Kraliçe kendisini büyük bir heyecanla karsiladi. Kral ise kahine sadece kibarlik çerçevesi içerisinde, gereken ilgiden fazlasini göstermedi. Nostradamus'un kendisini rahatlatmak için yaptigi açiklama ile yetindi. Kraliçe ise kahinle özel olarak saatlar boyu, astrolojiden büyüye, kehanetlere kadar birçok konuda uzun uzun sohbet etti. Kraliçe bu konudan fazlasiyla etkilenmisti. Nostradamus'un laboratuvarini, Sens Baspiskoposu'nun Paris'teki muhtesem sarayina tasimak için faaliyete giristi. Burada kendisinden kraliçenin çocuklarinin yildiz haritalarini çizip geleceklerini anlatmasini istemisti, oysa onlarin gelecekleri hakkinda Nostradamus zaten her seyi biliyordu. Kraliçe'ye tam olarak ne söyledigini bilmiyoruz ama kraliçe bundan yeterince tatmin olrnus ve gerekli önlemleri almisti.
Nostradamus kendine tahsis edilen saraya döndügü bir sirada yanina gelen bir hanim, Paris adliyesinin çalismalariyla ilgilendigini ve dikkat etmesi gerektigini söyledi. Bu uyariyla engizisyonun nefesini yeniden ensesinde hissetti ve derhal Salon sehrine geri dönmeye karar verdi. 1558'de "yüzyillar" adli çalismasini tamamlamisti. Son üç "yüzyil"in sagliginda basilmamasina karar vermisti. Kralin ölümünü haber veren, birinci yüzyilin otuzbesinci dörtlügü 1559 yilinda gerçeklesiyor ve Nostradamus'un ününü tüm Avrupa'ya yayiyordu. Bir yil sonrasinda ise tutuculugun zulmü ile karsi karsiya kalacakti. Bazi kitaplar onu sarlatanlik ve asilikle suçladilar. Bu kadar olumlu ve mizah anlayisina sahip bir insanin bu kadar karanlik bir gelecek çizmesi herkesi sasirtiyordu. Nostradamus kendi yazdigi savunmasinda, gelecekte gördügü bu siddetin bugünü daha olumlu yasamayi gerektirdigini ileri sürmüstü. Bu sirada hiç bitiremedigi ekstra iki cilt olan onbirinci ve onikinci "yüzyil"i yazmakla mesguldu. Genç ve dindar katolikler tarafindan sik sik camlari taslaniyor, giderek daha fazla siddete hedef oluyordu. Bu öylesine asiri bir noktaya geldi ki, kendi istegi ile ailesiyle beraber hapishanede korunmaya basladi. 1559'da bu kizginlik Nostradamus'un ünü ile ayni anda baslamisti.
Henry II kizkardesi Margarite ile Savoy Dükü'nün ve kizi ile ispanya Krali Philip'in çifte dügünleri onuruna düzenlenen eglenceler sirasinda, kehanetlere kulak asmayip, turnuvalara katildi. Kalabalik, büyük bir aslan resmiyle süslenmis altin renkli zirh içindeki krallarini seyretmek için toplanmisti. Üç yil öncesinin kehanetine önem veren tek kisi kraliçeydi. Kral her galibiyetinden sonra halki selamliyordu. Bu seferki rakibi kralin iskoç muhafizlarindan aslan amblemi tasiyan, genç bir yüzbasiydi. Kehaneti bilen yüzbasi affini istediyse de kralin israri üzerine çarpistilar ve yüzbasinin mizragi kralin migferinin arasindan gözüne saplanip onu öldürdü. Haber hizla Paris'te yayildi, sinirli kalabalik Nostradamus'un tasvirlerini yakip, Engizisyonun da onu yakmasini istediler.
Genç aslan yasli olani yenecek Savas meydanindaki bir tek dögüste Altin bir kafesin arasindan gözünü oyacak iki yara bir olacak ve o acimasiz dögüste can verecek
("yüzyil 1" 35. Dörtlük)
Henry'nin ölümünden sonra saray mensuplari onuncu "yüzyil"'in 39. dörtlügünü gizlice birbirlerine aktarmaya basladilar. Birinci satirda bahsedilenin, iskoç prensesi Mary Stuart ile mutsuz bir evliligi olan, çekingen ve zayif bünyeli Francis II oldugunu artik herkes biliyordu. Sözü geçen dul ise simdiki Ana Kraliçe Catharine de Mediciden baskasi degildi.
Francis'in sagligi kötülesince Tuscany elçisi Floransa Düküne bir mektup yazip Nostradamus'un onun ölecegini haber verdigini hatirlatir. Bu mektup yerine ulastiktan üç gün sonra, yani onsekizinci dogumgününden kisa süre sonra Francis öldü.
Büyük ogul, bir dul, talihsiz bir evlilik ki çocuk sahibi olamadilar Birbiriyle anlasamayan iki ada Onsekizinden önce, henüz resit degilken, digeri daba da gençken nisan olur.
Dörtlük, ileriki yillarda kendi kendini açiklamaya devam edecekti. "Çocuksuz" Mary Stuart iskoçya'ya dönüp kraliçe olur. Bu, iki ada kralligi arasinda sürtüsmeye neden olur. Yani Mary ile "çocuksuz" Kraliçe Elizabeth I arasinda. Charles IX, Fransa tahtinin bir sonraki varisi, dördüncü satirda bahsedilen "digeri"dir. Ölen kardesinden daha genç yasta, onbir yasindayken Avusturya hanedanindan Elizabeth ile nisanlanmisti.
Kesin olarak önceden bildirilen bu talihsizlikler kraliçenin Nostradamus'a olan saygisini bir kat daha arttirdi. Belki de onun kendisine, kocasinin ölümü ile baslayan bu felaketler zincirini önleyebilmek için bir çare bulmasini umuyordu. Nostradamus saraya çagrilarak burada saray bilgini ilan edilmis, bu sekilde kendisine maas baglandigi gibi kral tarafindan ikiyüz altin, ana kraliçe tarafindan da yüz altin ile ödüllendirilmisti.
Böylece Nostradamus kahinlik kariyerinin en üst noktasina erismis oluyordu. Haziran 1566'da, ilk kez saraya davet edildiginde yaptigi yorucu yolculuk sonrasi yakalandigi Gut hastaligi, bir kez daha ve daha ciddi olarak yakasina yapisiyordu. Yaklasan ölümünü hisseden Nostradamus 17 Haziran'da vasiyetini yazdirdi. Serveti üç bin dört yüz kirk dört altin olarak kayitlara geçti (o zaman için bu oldukça büyük bir servetti). Mirasini esi, üç erkek ve üç kiz çocugu arasinda esit olarak paylastirdi. Bu arada her ihtimal vasiyette gözönüne alinmisti. Kizlardan birisinin evlenmeden önce beklenmedik ölümü halinde ne yapilacagi bile ayarlanmisti. Yatagini üst kata, çok sevdigi çalisma odasina tasimisti. Hasta ve yorgun vücudunu rahatça hareket ettirebilmesi için özel bir sira bile yaptirilmisti. Ayin yirmi besinde artik doktor Nostradamus, hastaliginin su toplama safhasina geçtiginin farkina vardi. Son duasini yapmak üzere Franciscan Manastiri'ndan çagirilan Rahip Vidal Nostradamus'un günah çikartmasini tek duyan insan oldu. Taniklarin anlattiklarindan ögrenilene göre, büyük bir istirap çekmesine ragmen sakin ve sessizdi. Geceyi yalniz geçirmek istedigini söyleyip ertesi sabaha kadar kimsenin odaya gelmemesini istedi. Yardimcisi Chavigny'nin "Niye yarin sabaha kadar?" sorusunu ise "Beni gün dogusunda canli bulamayacaksiniz" diye cevaplandirmisti.
Chavigny alt kata inerken ustasinin gri gözlerinde gördügü piriltinin bir haylazligin isareti olmasindan süphe ediyordu. Bu denli sakaci bir insan acaba ölüm döseginde de bir saka mi hazirliyordu.
Nostradamus son almanakindaki son kehanetinde söyle diyordu:
Elçilik görevinden dönüp kralin hediyesi yerine konunca, Artik liiçbir sey yapamayacak, Tanri'ya gidecek Yakin akrabalar, dostlar, kardesler Onu yatagin ve siranin yaninda ölü bulacaklar.
Ertesi gün günes dogarken, Chavigny Nostradamus'un ailesi ve dostlari ile beraber üst kata çikti. Gelmis geçmis en büyük kahini yatagi ve yaptirdigi sirasi arasinda cansiz yatarken buldular.
Dul esi Anne, esinin son istegini yerine getirtti ve tabutunu dik biçimde Cordeliers de Salon kilisesinin duvarina gömdürttü. Böylece hiçbir saskin mezarinin üzerine basmayacakti. Ayrica su sözleri de Latince olarak, tabutunu örten 2.5 metre boyundaki mermer duvara yazdirtti:
"Burada bütün ölümlülerden farkli olarak, yildizlarin etkisiyle gelecegi gören kalemiyle olaylari kaydetmeye layik bulunmus meshur Michel Nostradamus yatiyor. Altmis iki yil, alti ay ve yedi gün yasadi. 1566'da Salon'da öldü. Gelecek nesiller onun istirahatini bozmasinlar. Anne Posart Gemelle esine gerçek mutluluk diler."
Kaynak:ufonet be
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
23/2/2009 - Astronomi Tarihi.
Astronomi Tarihi Ortaçağ : Çeviriler yoluyla Yunanlılardan alınan bilimlerden birisi de astronomidir. İslâm Dünyası'nda astronomi, Aristoteles'in bilim anlayışının etkisi ile matematiğin bir dalı olarak benimsenmiş ve bu nedenle Güneş, Ay ve diğer beş gezegen ile yıldızlara ilişkin gözlem verileri, hareketli geometrik düzeneklerle anlamlandırılmaya çalışılmıştır.
İslâm Dünyası'nda astronomlar, birbirleriyle bağlantılı olan iki tür etkinlik üzerinde yoğunlaşmışlardır: Hem gözlem aletleriyle gökyüzünü gözlemlemişler hem de gözlem verilerini hareketli geometrik düzeneklerle anlamlandırmaya çalışmışlardır. Bunlardan ilki, gözlemsel astronominin alanına girmektedir ve bu konuda İslâm astronomları, belki de gözleme daha yatkın olan bilim anlayışlarının bir sonucu olarak Yunanlılardan daha derin izler bırakmışlardır.
İlk gözlemevleri onlar tarafından kurulmuş, gözlemlerin dakikliğini arttırmak için yeni gözlem araçları ve gözlem teknikleri geliştirilmiştir; hatta bu amaçla, açıların ölçümünde kirişler yerine yeni bulunan trigonometrik fonksiyonlar kullanılmaya başlanmıştır. Ancak kuramsal astronominin alanına giren ikinci etkinlikte, aynı ölçüde başarılı olduklarını söylemek olanaksızdır.
Müslüman astronomlar, Aristoteles'in yolundan giderek, Yer'in hareket etmeksizin Evren'in merkezinde durduğuna ve Güneş de dahil olmak üzere diğer bütün gök cisimlerinin onun çevresinde dairesel yörüngeler üzerinde sabit hızlarla dolandığına inanmışlardır. Bu konuda, Ptolemaios tarafından önerilen eksantrik ve episikl düzenekleri önemli değişiklikler yapılmaksızın benimsemişlerdir.
Astroloji ise, Hellenistik Dönem bilginlerinde olduğu gibi, astronominin bir dalı olarak görülmüş ve bir iki istisna dışında hemen bütün astronomlar tarafından benimsenmiştir.
İslâm Dünyası'nda Ptolemaius'un Tetrabiblos (Dört Kitap) adlı meşhur eseri ile yaygınlaşan astroloji, yıldızlar ve gezegenlerin, insanların mizacı ve geleceği üzerinde etkili olduğu ilkesine dayanmaktadır. Bu dönem astronomisinin geniş kitlelere nüfuz etmesinde kısmen yararlı olmuşsa da, bu dalın bilimsel hiçbir değeri yoktur.
Yeniçağ
Bu dönemde en önemli gelişme, astronomi alanında olmuştur. Kopernik, Yunan Dönemi'nden beri yürürlükte bulunan Yer Merkezli Evren Kuramı'nın yerine, Güneş Merkezli Evren Kuramı'nı kurmuş ve Yer'in, Güneş'in çevresinde dairesel bir yörünge üzerinde dolanan bir gezegen olduğunu savunmuştur. Böylece, Yer'in Evren'in merkezinden kaldırılmasına bağlı olarak insanın Evren'deki konumu da yeniden sorgulanmaya başlanmıştır.
Tycho Brahe ise Yer'i Evren'in merkezinden kaldırmanın doğuracağı bilimsel ve dinsel sakıncaları göz önünde bulundurmuş ve Yer-Güneş Merkezli Evren Kuramı ile Kopernik'e karşı çıkmıştır.
Kopernik'in kurmuş olduğu Güneş Merkezli Evren Kuramı çerçevesinde yürütülen araştırmalar sonucunda Eudoxus, Aristoteles ve Batlamyus'tan beri savunulagelmekte olan Yer Merkezli Evren Kuramı yıkılmış ve Galilei ile Kopernik kuramı gözlemsel açıdan, Kepler ile kuramsal açıdan geliştirilmiş ve çağdaş astronominin temelleri atılmıştır. Böylece Kepler'in Elips Yörüngeler Kanunu ile gök mekaniğine giden yol açılmıştır.
Yakınçağ
Yakın dönem astronomi çalışmalarının genellikle üç alanda yoğunlaştığı görülmektedir:
Özellikle Herchell ve Halley'in yapmış oldukları gözlemler sonucunda Güneş Sistemi'ne ilişkin gözlemsel veriler artmıştır.
Astronominin kuramsal yönünü oluşturan ve elde edilen gözlemsel verileri değerlendirerek gökcisimlerinin hareketlerinin matematiksel açıklamasını veren dinamik astronomi gelişmiştir. Mesela Laplace, Güneş Sistemi'ndeki bütün gezegenlerin hareketlerinin matematiksel olarak gösterilebileceğini öne sürmüştür.
Fizik ve kimya alanlarında yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda, yıldızların yapısını inceleyen astrofizik ve Evren'in yapısını inceleyen kozmoloji gibi yeni bilim alanları ortaya çıkmıştır. Özellikle astrofizikte Frounhofer ve Kirchoff'un, kozmolojide ise Kant ve Laplace'ın yapmış olduğu araştırmalar çığır açıcı niteliktedir.
Bu dönemde astronomi alanında yıldızlar ve Evren'in yapısına ilişkin çalışmalar artarak devam etmiş ve Evren'in oluşumuna ilişkin Büyük Patlama Kuramı ortaya atılmıştır. Diğer taraftan, insanın bu evrende yalnız olup olmadığı tartışılmış ve bunu belirlemeye yönelik çeşitli projeler geliştirilmiştir.
Yine bu dönemde gezegenlere ilişkin çalışmalar da ön plana çıkmış ve 1930 yılında Tombaugh tarafından Plüton Gezegeni ve daha sonra da bu gezegenin uydusu Charon bulunmuştur
Kaynak:Bilgiland
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
 |
|